KURBAN BAYRAMI KUTLAMASI

İstanbul, 23 Temmuz 2021

   Milletimiz İslâm Milleti’nin kurban bayramını kutluyoruz. Ramazan’da nefsini yoğun bir şekilde terbiye eden müslüman, hâc ve kurban vazifesini yerine getirirken, kişiliğinin bu kez daha çok toplum yanını geliştirir ve bütünler. Mümin, sürekli bir diriliş ruhunu taşıyarak, coğrafya ve tarih içinde de şuurunu keskinleştirecektir.

   Mekke ve Medine’de buluşan müminler, Kâbe’yi tavaf, İslâm’ın doğup geliştiği bu kutlu yerleri ziyaret ederek İslâm Ülkesi ve Medeniyetinin sahipliğini içselleştireceklerdir.

   Geçmişte, Doğu ve Batı, imparatorluk olarak anılan büyük devletlerce yönetildi. Çin, Mısır, Roma gibi. Bunlara karşı, müminler, Hazreti Süleyman zamanında en güçlü dönemini yaşayan bir devletle bağımsızlıklarını korudukları gibi, daha sonra da, Peygamber Efendimizin kurduğu, hâlifelerinin devam ettirdiği, milâdi 1918 yılına kadar sürüp gelen büyük devletlerle esarete düşmemişler, kendi hayat ve varlıklarını korumuşlardır.

   Fakat İslâm dünyası, yüz yılı aşkın bir zamandır dağınık ve sahipsizdirler. Her türlü saldırıya uğramışlar, başlarına gelmeyen felâket kalmamıştır. Halen, en acı şekilde, istilâ, işgal, yakıp yıkma, yok etme, çökertme saldırılarıyla boğuşup durmaktadırlar.

   Yetmiş yıldır, yazılarımızla, konuşmalarımızla, bildirilerimizle, her türlü faaliyetlerimizle, müslümanların birliklerini kurmaları gerektiğini, başka bir çözüm, seçenek ve çare olmadığını, anlatmaya çalışıyoruz. En son 15 Mayıs 2021 tarihli parti bildirimiz, teferruatlı bir şekilde, mevcut kuruluşların çalıştırılarak sonuç alınması yol ve yöntemini göstermiştir.

   Bugün, 57 devletin birliği olan İSLÂM İŞBİRLİĞİ TEŞKİLÂTI’nı, kendi düşünce, inanç ve isimlendirmelerimizle, bir nevi İSLÂM BİRLEŞMİŞ MİLLETLER TOPLULUĞU, 10 devletin kurduğu EKONOMİK İŞBİRLİĞİ TEŞKİLÂTI’nı da, bir nevi İSLÂM GÜVENLİK KONSEYİ, gücü yapmalıyız. Elbette bugünkü statüleriyle değil, değişmiş tüzük ve programlarıyla. Unutmayalım ki, BAĞDAT PAKTI’nı küçülte küçülte önce CENTO, sonra RCD, daha sonra da ECO yapmışlardı. Şimdi sadece ekonomik bir birlik olan teşekkülü, dediğimiz gibi askerî ve siyasî bir güç haline getirmek gerekmektedir.

   Böylece, Doğu ve Batı arasında, dünyanın orta kesiminde, insanlık için kalıcı bir barış ve güvenlik gücü doğmuş olacaktır. Müslümanlar, kendilerini doğudan, batıdan, kuzeyden gelen tasallutlardan kurtaracakları gibi, insanlığın felâketi olacak olan korkunç Doğu-Batı nükleer savaşını da önlemiş olacaklardır. Müslümanların dirilip, geçmişte olduğu gibi birliklerini kurup, kendi güvenliklerini ve onunla birlikte dünya sulhünü de teminat altına almadıkları takdirde insanlık için büyük tehlike mevcut olacaktır. Batı ile Doğu arasında çıkacak bir savaş, insanlığı yeniden taş devrine döndürecektir. Taş üstünde taş kalmayacaktır. Bugün, batıdaki ve doğudaki büyük devletleri yöneten gizli-açık güçlerde sağduyudan, temkinden eser bulunmadığından, geleceği karartan bir görünüş, insanları umutsuzluğa düşürmektedir.

   Umut, islâm’da ve uyanıp dirilirsek, biz müslümanlardadır.

   Hâccımız ve kurbanlarımızla, inancımızla, ibadetlerimiz ve ahlâkımızla, üstün bilinç, köklü düşünce ve doğurgan atılımlarımızla islâm’ın yeniden dirilişini gerçekleştirecek yeni bir çağ açmalıyız.

   Bu umutla, milletimizin kurban bayramını kutluyor, ahirete intikal etmiş olanlarımızı rahmetle anıyor, hayatta olanlarımıza sağlık ve iyilikler bahşetmesini,  hâc ve kurbanlarımızın kabul edilmesini,  dirilişe, kurtuluşa ermemizi Allah’tan diliyoruz.

 

YÜCE DİRİLİŞ PARTİSİ

GENEL BAŞKANI

A. Sezai KARAKOÇ

image_pdf

RAMAZAN BAYRAMI KUTLAMASI

İstanbul, 15 Mayıs 2021

ORUÇLARIMIZLA, İBADETLERİMİZLE, TÖVBELERİMİZLE DİRİLME, YAKILIP YIKILAN İSLÂM ÜLKELERİNİN KURTULUŞU İÇİN ASIL ADIMLARI ATMA

Bir aylık oruç, Allah’ın İslâm Milleti’ne her yıl gönderdiği bir armağanı, her türlü günah, eksiklik ve kötülüklerden arınma ve her türlü iyilik, güzellik, güç ve diriliş bilinciyle donanma kaynağı, mucize armağanıdır.

Bu armağanın değerini bilerek bayrama daha inançlı, daha yücelmiş, daha içten çıkanlara ne mutlu.

Daha önce, her vesileyle defalarca belirttiğimiz gibi, İslâm Milleti, birkaç yüzyıllık çilesini doldurmadı. İslâm Coğrafyası kan ağlıyor. Afganistan, Irak, Suriye, Libya’da yangın sürerken, Doğu Türkistan esaret altında inlerken, Gazze, Filistin çağın korkunç silâhlarıyla yıkılıyor, yok ediliyor. Milletimiz, Asya’da, Afrika’da, dünyanın her tarafında, en meydan yerinde ve en ücra noktada ruhunu Allah’ın gösterdiği doğrultunun dışındaki yollara teslim etmiş olanların düşmanlığıyla çepçevrili.

Müslümanlar uyanmalı, ortak değerlerde buluşmalı, Osmanlı Devleti’nin yıkılışından sonra yeri boş kalan Büyük İslâm Devleti’ni kurmalıdır.  Bu mümkün olmazsa, İslâm Devletleri Birliği’ni kurup etkili bir şekilde karşı koymalıdır. İslâm İşbirliği Teşkilatı’nı BM’nin karşısında İslâm Milleti’nin kalesi yapmak lâzımdır. ECO gibi geçmişi olan bir kuruluşun da BM Güvenlik Konseyi’nin karşısında İslâm’ın gücünü ve yaptırım kudretini temsil etmesi gerekir. ECO için daha önce kendi çapımızda onu geliştirmek, etkin hale getirmek için çok teşebbüsümüz oldu; ama ne yazık ki bu gerçekleşmedi. Oysa ECO’da Türkiye, İran, Pâkistan gibi önemli islâm devletleri yanında türkî cumhuriyetler vardır, arap kesimi zayıftı. Mısır ve Suudi Arabistan’ı da ECO’ya katabilmek mümkün olsa dediğimiz İslâm Güvenlik Kuruluşu gerçekleşir. Bunu daha önceleri 5 islâm devletinin Merkezî İslâm Federasyonu’nu kurması, arkasından da Endonezya, Malezya, Bengaldeş gibi devletlerle Doğu İslâm Federasyonu’nu, Fas, Cezayir, Nijerya, Tunus gibi afrika islâm ülkeleri ve Arnavutluk, Bosna, Kosova gibi balkan ülkeleri ile Batı İslâm Federasyonu ve tümüyle de İslâm Konfederasyonu kurulmasını çok kez yazdık. Şimdi federasyon yerine birlik kurulması önceliklidir. Tek kurtuluş yolu budur.

En gerekli, en güncel, en hayatî olan budur. Bunun dışındakiler ikinci plandadır. Bir aylık orucun lisan-ı hâl ile söylediği sanırım budur.

Sadece kınamayla veya sert konuşmalarla, bağırıp çağırmakla bir yere varılmaz.

Tüm İslâm ülkesindeki Milletimizin mensuplarının Bayramını kutlarken, yürekleri yanmış ve yanmakta olan müminlere, yakılıp yıkılan sahipsiz islâm ülkelerine artık aydınlık günleri ve gelecekleri göstermesini Allah’tan dilerim

YÜCE DİRİLİŞ PARTİSİ

Genel Başkanı

A. Sezai KARAKOÇ

 

 

 

image_pdf

PARTİMİZ MENSUPLARINA VE BÜYÜK MİLLETİMİZE

İstanbul, 26 Nisan 2021

Bir aylık oruç, Allah’ın İslâm Milleti’ne her yıl gönderdiği bir armağanı, her türlü günah, eksiklik ve kötülüklerden arınma ve her türlü iyilik, güzellik, güç ve diriliş bilinciyle donanma kaynağı, mucize armağanıdır.

Allah’ın bize lûtfü olan ramazan geldi ve bizi her yıl olduğu gibi mucizevi manevi iklimine aldı. Allah’a hamdler olsun. O, içinde bulunduğumuz olağanüstü şartlarda ayakta durmamız için gereken gücü bize sağlamakta.

Öncelikle, dünyadaki bütün müslümanların ramazanını kutlar, her türlü nimet ve sevabına kavuşmalarını umarız.

Esaret altında, her türlü zulümle ezilen kardeşlerimizin kurtulmasını, istilâya uğramış, işgal edilmiş, islâm ülkelerinin bağımsızlıklarına kavuşmalarını ramazanın yüzü suyu hürmetine Allah’tan dileriz.

Altmış yıldır, her vesileyle söylediğimiz, yazdığımız ve davranışlarımızla ortaya koyduğumuz gibi, müslümanların başına gelen bu felâketlerin sebebi, küçük küçük devletçiklere bölünmüş olmaları, birleşmemeleri ve her birinin batıda, doğuda ve kuzeyde yabancı devletlerle kendi başlarına ilişki kurup onlara tâbi olmaları ve kendi aralarında bitmez tükenmez anlaşmazlıklar, düşmanlıklarla zayıf kalmaları, istilâcıların cesaretini arttırmaları ve topyekûn islâm âlemi olarak toparlanmamız bakımından, vakit kaybetmeleri ve kaybettirmeleridir.

Bugün, Yemen’de, Afganistan’da, Irak’ta, Libya’da, Filistin’de ve daha birçok islâm ülkesinde süren savaşlar, açlık ve yoksulluklar, Afrika’da müslüman halkların birbirine kırdırılması yürek yakıcı bir durum olarak göz önünde durmaktadır.

İslâm’ın, doğuşundan itibaren büyük devlet kurması, Peygamber Efendimizin kurduğu devletin büyütülmesi, devam ettirilmesi ve bunun 20. yüzyıla kadar getirilmesi bir lüks değildi, bir zorunluluktu. Müslümanların bağımsızlıklarını, inançlarını, maddî ve manevi bütün varlıklarını, şeref ve haysiyetlerini, onurlarını korumaları için olmazsa olmaz bir şart, bir gereklilikti.

Yüz yıldır, Osmanlı devletinin yıkılmasından bu yana, müslümanlar, gerek kişiler olarak, gerekse topluluk olarak bu güvenceden mahrumdurlar. Olup bitenlerin temel sebebi budur.

Birinci Dünya Savaşında, Osmanlı Devletini yıkarken, müslümanlara büyük katliamlar, soykırımları uygulayıp milyonlarca müslümanı öldürten, ülkelerini yakıp yıkan, daha sonra da bugüne kadar katliamlarını, soykırımlarını devam ettiren, Cezayir’de iki milyon insanı öldürten, Afrika’da milyonlarca insanı birbirine kırdırtan, Afganistan’da, Irak’ta şu anda bile katliamlarını sürdüren Amerika ve Avrupa, kahraman Doğu Türkistanlıları zulümleri altında inleten Çin, Kırım ve birçok islâm ülkesini istilâ etmiş olan Rusya, kendilerinin sebep olduğu Birinci Dünya Savaşı sırasında bizim gibi zarara uğrayan yurttaşlarımız ermenileri bahane ederek, her yıl “soykırımı yaptınız” diyecekmiş gibi görünüp devletimizi tehdit ederek isteklerde bulundular ve şimdi de, daha da ileri gidip, utanmadan, “soykırımı yaptınız”, dediler. Soykırımını ta atalarından itibaren icat edip uygulayan, kızılderilileri yok edip topraklarına yerleşen, tarihte milyonlarca insanı öldüren, öldürten, Roma zulümlerini icra edenler, Birinci Dünya Savaşı’nda her türlü soykırıma uğramış biz müslümanları yüz yıl sonra halâ soykırımı yapmakla suçluyorlar. Bu cesareti müslümanların dağınıklığından alıyorlar.

Biz, bu sebepledir ki, altmış yıldan beri müslümanların birleşmesi gerektiğini her vesileyle söyledik, yazdık. Bu yüzden mahkemelerde süründük. Partimiz, Diriliş Partisi kapatıldı. Her türlü düşmanlığa mâruz kaldık.

Şimdi yapılması gerekeni, çok önceden defalarca söyledik, yazdık. İki örnek olarak, 19 Ekim 2007 tarihinde ve 10 Haziran 2010 tarihinde yayınladığımız bildirilerimizi bu bildirimizin devamı olarak sunuyoruz.

Bütün müslümanların bir araya gelerek birleşmelerini, en büyük güç olarak doğuya, batıya, kuzeye, islâm düşmanlarına dur demelerini, İslâm Milletinin ve Medeniyetinin yeniden dirilişe ermesini Allah’tan dileriz.

YÜCE DİRİLİŞ PARTİSİ

Genel Başkanı

A. Sezai KARAKOÇ

 

BATILILARA KARŞILIK VERME GEREĞİ

İstanbul, 19 Ekim 2007

      İkinci Dünya Savaşı yıkımını tamir edip kendileri için felâket, ezdikleri halklar için kurtuluş ümidi olan o yıllardan uzaklaştıkça, bir anlamda kendilerine gelip eski benliklerine ve değişmez huylarına kavuştukça, Batılılar, zayıf gördükleri ülkeleri, başta da islâm ülkelerini, çeşitli, çoğu uydurma bahanelerle sıkıştırmaya, bu sıkıştırmayı da gittikçe arttırmaya başladılar.

Bu sıkıştırma, ülkeler için bir gün kâbus halini alabilir. Bu ülkelerin başında da Türkiye gelmektedir.

Elli yılı aşkın zamandan beri Kıbrıs bahanesiyle bizi uğraştıran Batı, yirmi yıldan beri de el altından, dolaylı yoldan Güneydoğu’yu kopartmaya çalışmaktadır.

Bunlar yetmezmiş gibi şimdi bunlara bir üçüncüsünü eklediler: Soykırım iddiası.

Birinci Dünya Savaşı’nda bize saldıran, devletimizi yıkan, milyonlarca insanımızın ölümüne ve halkımızın sefaletine, ekonomimizin çöküşüne sebep olan ve sonuçta da ülkemizi paramparça eden Batılılar, bu kez son kalan vatan parçasına da göz dikmişler, onu da ufak ufak parçalara ayırıp yutmak için harekete geçmişlerdir.

Parlamentolarında kanunlar çıkarıp, kim: “Türkler soykırım yapmadı” derse onu hapse atmak gibi akıl almaz işlere girişmeğe cüret etmişlerdir.

Ne yazık ki, devlet adamlarımız, Tanzimat’tan bu yana, milletimize ve devletimize karşı girişilen bu gibi hainane saldırılara gereken cevabı vermemişler, onlar hep yatıştırmak için, yalvararak peşlerinden koşmak, onlara tavizler vermek, onlara menfaatler sağlayıp susturmak, yani hep eziklik içinde, yetersiz bir savunmada kalmak durumundan öteye gidememişlerdir. Bu acizlik hal ve tezahürleri, onları daha şımartmış ve azdırmıştır. Kim bilir bu gidişle giderek ne akıl almaz isteklerde bulunacaklardır!

Oysa, en azıdan, devletin, dışişlerinde genel kural olan, mukabele-i bilmisil’de bulunması (misli ile, yani aynen karşılık vermesi) gerekir. Caydırıcılığın en etkin çâresi budur.

Halkımız! Milletvekillerini seçip Meclis’e daha yeni gönderdiniz. Onların dikkatini çekiniz ve onları uyandırınız ve uyarınız.

Meclis, derhal toplanmalı ve yüzsüz batılılara gereken karşılığı bir tokat gibi vermeli, “mukabele-i bilmisil”de bulunmalı, bir kanun çıkarmalıdır.

Bu kanunda, özetle, şu iki husus, açık seçik ve en somut ifadeyle yer almalıdır:

1- Her kim, “Türkler soykırım yaptı” derse o yakalanıp yargılanacak, suçu sabit olunca hapse atılacak ve şu kadar yıl cezaevinde yatacaktır.

2- Her kim, “Batılılar, Avrupalılar, yani Amerikalılar, İngilizler, Ruslar, Fransızlar, Almanlar, İsrailliler ve irili ufaklı diğer Batılı ülkeler soykırım yapmadı ve yaptırmadı” derse yakalanıp yargılanacak, suçu sabit olunca hapse atılacak, şu kadar yıl cezaevinde yatıp cezasını çekecektir.

Siz bu kanunu çıkartmadıkça, ne yapsanız Batılıları susturamazsınız, durduramazsınız. Önce tazminat ve daha sonra da toprak isterler. Onları da verseniz doymazlar, az aldık, daha çoğaltın derler.

Oysa onlar değil midir, daha dün, Bosna’da yüzbinlerce insanı öldürtüp seyirci olan? Onlar değil midir, kabileleri birbirlerine düşürüp Afrika’da milyonlarca insanın soykırıma uğramasına sebep olan? Onlar değil midir, Cezayir’de en vahşi soykırımını yapan? Çeçenistan’da, Filistin’de ve Asya’da, Afrika’da müslümanları yok etmeye çalışan kimdir?

Tarihin kaydettiği soykırımlarının kökünde veya en azından arkasında çoğu kez Batı’nın olduğu görülür. Şuuraltında bu vicdan azabını yaşayan Batı, bunu şuura çıkarıp kendi kendisiyle yüzleşeceğine, onu “başka”sına yansıtarak bu yükten kurtulmak istiyor. Ama, bu kendini aldatmaktan öteye gitmiyor, bu azap giderek büyüyor, verilecek hesap gittikçe kabarıyor, Batı ruhunu önlenmesi mümkün olmayan bir katastrof sarıyor. Temenni ediyoruz ki, Batı, mağdur milletlerden af dilesin, bu suçlarından dolayı tövbe etsin, günahkâr olduğunu bilsin. Belki, o zaman, kurtuluş ümidi belirir kendisi için.

Devlet uyanmalı, Batılıların bu saldırılarına misliyle cevap vermeli, tazminat istemeli ve bizden kopardıkları toprakların davasını gütmeli. Geçmişte zarara uğramış yurttaşlarımız için (tehcire uğramış ermeni yurttaşlarımız dahil), buna sebep olan Amerika, İngiltere, Fransa, Almanya ve diğer batı ülkelerinden tazminat istemek, toprak talebinde bulunmak ve diğer islâm ülkelerinin gördüğü zararları dava etmek, devletin, meclisin, iktidarın, milletvekillerinin, medyanın boynuna düşen borçtur. Bu borcu yerine getirmedikçe, Batılılar saldırılarını sürdürecekler ve gittikçe daha ileri boyutlara ulaştıracaklar, her biri inanılmaz derecede bir hakaret olan isteklerinin artışının ardı arkası kesilmeyecektir.

Tarih, uyanmayan, zamanında gereken tedbirleri almayanları asla affetmeyecek ve bu ihmal sebebiyle yurt ve millet telafi edilmez zararlara uğrarsa, nesiller, onları şüphesiz hayırla yad etmeyecektir.

YÜCE DİRİLİŞ PARTİSİ

Genel Başkanı

A. Sezai KARAKOÇ

 

BATI, RUSYA VE ÇİN’İN ASIL HEDEFİ, TÜM İSLÂM ÜLKELERİNİ ZİNCİRE VURMAK!

İstanbul, 10 Haziran 2010

Güvenlik Konseyi’nin neredeyse el birliğiyle aldığı İran’a uygulanması istenen yaptırım kararı, sadece bu ülkeye yönelik bir davranış değil, esasta, İslâm’a karşı bir tavırdır. Ve bu tavır, her zaman olduğu gibi, yalnız Batı’nın değil, Kuzey ve Doğu’nundur da. İslâm, söz konusu olunca, ibretle izlenmelidir ki, Batı (ABD ve AB), Kuzey (Rusya) ve Doğu (Çin) birleşti!

Bu kararın anlamı şudur: Batı (Amerika ve Avrupa), nükleer silâh sahibi olabilir, Rusya olabilir, Çin ve Hindistan olabilir, fakat herhangi bir islâm ülkesi nükleer silâh sahibi olamaz. Protestanlar, katolikler, ortodokslar ve budistlerin, brahmanistlerin nükleer silâh sahibi olmalarında bir sakınca yoktur, ama müslümanların bu silaha sahip olmaları sakıncalıdır!

Bu konuda, Batı o kadar bağnazdır ki, Brezilya ve Türkiye’nin, İran’ın bu silâha sahip olması için değil, o enerjinin barışçıl amaçlarla kullanımına izin verilmesi yönünde girişimde bulunmaları bile onlarda aşırı bir tepki uyandırıyor. İran’la sözde diyalog yolunu açık tuttukları halde, bu diyaloğa aracılık yapmak isteyen iki ülkeyi protestolarla, tehditlerle boğmak istiyorlar.

Oysa, İnsanlık için büyük tehlike, Batı, Doğu ve Kuzey’dedir. Merkezde olan İslâm, Dünya Barışı için insanlığın tek garantisi, tek şansıdır. İslâm Dünyası uyanıp, bir an önce bir araya gelip, ABD, AB, Rusya ve Çin gibi büyük bir devlet veya Birlik kurmazlar ve nükleer silâh üretecek bir güce erişmezlerse, en geç, on beş ya da yirmi yıl içinde, Doğu ile Batı arasında çıkacak büyük ve Topyekûn Savaş yüzünden İnsanlık, yok olma, Medeniyet de, taş devrine geri dönme durumuna düşecektir.

Batı, Doğu ve Kuzey bilmelidir ki, gerçek insanlık, islâmlıkla özdeştir, islâmlıktadır. Hiçbir güç, müslümanlara, ikinci sınıf insan muamelesi yapamaz. Kendilerinde, insanlığı yok edecek korkunç silahların sahibi olmaya hak görenler, sırf caydırıcı amaçla bu silâha sahip olmak isteme hakkını müslümanların ellerinden alamazlar.

Gönüllülerin yardım gemilerine saldırılarının hemen ardından, Batılıların (ve hatta Doğu ve Kuzeylilerin) sergilediği bu tavır, anlayan kafalar ve gören gözler için, en âcil alarm zilleridir.

Veyl görmeyen gözlere, işitmeyen kulaklara ve anlamayan veya anlamazlıktan gelen kafalara!

“Bölgemizde nükleer silâh istemiyoruz” diyen hayalperestlere gelince, daldıkları hülyadan uyanıp, gerçekleri görsünler: bölgemizi ve hatta her tarafımızı, Batılılar, çevremizi de Doğulular ve Kuzeyliler nükleer silâhla doldurmuş ve donatmışlardır.

Yüzyılın en büyük korkusu, en büyük kâbusu, İnsanlığın üzerine her an nükleer silahların boşanması ihtimalidir.

Bu duygu, çağımızın kitleler üzerindeki en korkunç psikolojik travmasını doğurmakta ve İnsanlığın şuuraltına umutsuzluğun dinamitini yerleştirmektedir.

Bu dinamit patladığı gün, gelecekte neler olabileceğini bugünden kestirmek mümkün değildir.

İlle de, “uyan ey akıl, ey vicdan, ey insanlık!” diye bağırmak mı gerekmektedir?

 

YÜCE DİRİLİŞ PARTİSİ

Genel Başkanı

A. Sezai KARAKOÇ

 

image_pdf

PARTİMİZ MENSUPLARINA VE BÜYÜK MİLLETİMİZE

İstanbul, 30 Eylül 2020

Partimizin ve daha önce 1990’da kurduğumuz Diriliş Partisi’nin kurucularından, MKYK üyeliği, başkan yardımcılığı, parti büyük kongrelerinde divan başkanlığı yapmış olan Abdullah Subhi Işıklar arkadaşımız Allah’ın rahmetine kavuşmuş ve Fatih Camiinde kılınan cenaze namazından sonra Topkapı mezarlığında toprağa verilmiştir.

1956 yılından beri benim de şahsen yakın arkadaşım olan rahmetli kardeşimiz, geçmişte en kritik dönemlerde de, dâvamız yolunda, gazetelerde, yayın organlarında elinden gelen hizmetleri yapmış, bizzat kendisi de Fetih dergisini çıkarmış, daha sonra yayınevi kurmuş,  Cağaloğlu’ndaki kitâbeviyle de, bir devrin İslam’a inanmış ve bu yolda bilinen hareketlerde gücü nispetinde faaliyetlerde bulunmuş zâtların buluşmalarına vesile olmuştur.

Şimdi vazifesini yapmış bir arkadaşımız olarak ötedünya hayatına başlamıştır. Kuşkusuz unutulmaz hizmetleriyle Hareketimiz içinde anılmaya ve yaşamaya devam edecektir. Milletimiz ve Ülkemiz, İslam Milleti ve Ülkesi’nin, yeniden diriliş hareketi bir gün hedefine vardığı zaman, hepimizle birlikte, biz eminiz ki, merhum arkadaşımız Abdullah S. Işıklar’ın da ruhu şâd olacaktır. 

Arkadaşımıza Allah’tan rahmet, ailesine, partimiz ve camiamız mensuplarına ve milletimize başsağlığı ve sabır diliyoruz.

YÜCE DİRİLİŞ PARTİSİ

GENEL BAŞKANI

A. Sezai KARAKOÇ

image_pdf

KURBAN BAYRAMI KUTLAMASI

İstanbul, 1 Ağustos 2020

Her vesileyle söylediğimiz gibi bir kere daha belirtelim ki, müslümanların çağımızdaki dağınıklıkları ve sahipsizliklerinin giderilmesi için, İSLÂM MİLLETİ, İSLÂM ÜLKESİ, İSLÂM DEVLETİ ve İSLÂM MEDENİYETİ kavramlarının en geniş, en kapsamlı anlamlarıyla işler hale getirilerek, BÜYÜK İSLÂM BİRLİĞİ’nin kurulması ideali, ruhlarda diriltilmeli ve bu idealin gerçekleştirilmesi için de ne gerekiyorsa yapılmalıdır.

İSLÂM dünyasının kurtuluşu bu atılımla mümkündür. Aksi, esaret ve köleliktir.

İslâm Âlemi’nin başına gelen küçük ve büyük bütün felâketlerin temelinde, İslâm Milleti ve Ülkesi’nin her meselesini çözecek Büyük Devlet’ten mahrum olmamız gerçeğinin yatmakta olduğu görülmektedir. Bunun da kökünde, İslâm’ı eksik anlama bulunmaktadır.

Atalarımız, baştan beri bu gerçeğin farkında ve bilincinde olarak Büyük Devlet kurmuş ve ne pahasına olursa olsun bunu 20. Milâdî yüzyıla kadar yaşatmışlardır.

Yüz yıldır ondan mahrumuz. Ve bütün mahrumiyetlerimizin kaynağı da budur.

Şunu iyice bilelim ki, zaten olan her felaket, dağılma, yıkılış ve çöküş, kendi diliyle, bunu söylüyor, İslâm, sadece bir inanış mensupluğu değil, bir hayat tarzı, bir medeniyet yaşantısı ve bir varoluş düşüncesi sahipliğidir.

Bütün derinliği, genişliği, yüksekliği ve bütün boyutlarıyla İslâm’ı yaşamak için BÜYÜK DİRİLİŞ ATILIMI’nı gerçekleştirmek üzere elinden geleni yapmak, her müslümanın ölüm kalım borcudur.

Tüm İSLÂM MİLLETİ VE ÜLKESİ’nin Kurban Bayramı’nı bu düşüncelerin ve duyguların ışığında kutlarken, hâc ve kurbanlarımızın kabülünü ve müslümanların her türlü âfet, felâket, zarar ve kayıptan korunmasını, Allah’tan, can ve gönülden ve içten dualarımızla dileriz.

YÜCE DİRİLİŞ PARTİSİ

GENEL BAŞKANI

A. Sezai KARAKOÇ

image_pdf

PARTİMİZ MENSUPLARINA VE BÜYÜK MİLLETİMİZE

İstanbul, 13 Haziran 2020

     Partimizin kurucularından, MKYK asil üyesi ve genel başkan yardımcısı arkadaşımız Salih Erbil dün Allah’ın rahmetine kavuşmuştur. Bugün Ankara’da öğle namazından sonra Güdül ilçesinde toprağa  verilmiştir.

     Gençliğinden beri lise hocaları olan merhum Mehmet Soyak ile Diriliş Hareketine arkadaşlarıyla birlikte katılmış, o günden bugüne kadar en kritik dönemlerde de aynı şekilde dâvamız için bütün gücüyle çalışmış ve şimdi vazifesini yapmış bir arkadaşımız olarak öte dünya hayatına başlamıştır. Kuşkusuz unutulmaz hizmetleriyle Hareketle birlikte yaşamaya devam edecektir.

     O, Partimiz Yüce Diriliş Partisi’nin kurulduğu 2007 yılından bugüne kadar MKYK asil üyeliği ve genel başkan yardımcılığı görevini yaptığı gibi daha önce de 1990 yılında kurduğumuz ve 1997 yılında kapatılan Diriliş Partisi’nin de kurucuları arasında yer almış, MKYK asil üyeliği ve genel başkan yardımcılığı görevini yürütmüştür. Milletimiz ve Ülkemiz İslâm Milleti ve Ülkesi’nin yeniden diriliş hareketi bir gün hedefine vardığı zaman bizlerle birlikte biz eminiz ki merhum arkadaşımız Salih Erbil’in de ruhu şâd olacaktır.

     Arkadaşımıza Allah’tan rahmet, ailesine, partimiz ve camiamız mensuplarına ve Milletimize başsağlığı ve sabır diliyoruz.

YÜCE DİRİLİŞ PARTİSİ

GENEL BAŞKANI

A. Sezai KARAKOÇ

image_pdf

RAMAZAN BAYRAMI KUTLAMASI

İstanbul, 25 Mayıs 2020

Her birimiz kişi olarak, hepimiz toplum olarak ve yeryüzündeki müslümanlar, tek millet, İslâm Milleti olarak, Allah’ın bize hem vücut sağlığımız, hem manevi sağlığımız, hem bu dünya, hem öte dünya varlığımız için lütfettiği, etkisi itibariyle bir mucize olan kutlu oruç farzı nimetini, ramazan ayı boyunca, beklenmedik zorluklar ve bu dönemde ortaya çıkan olumsuzluklara rağmen, geceli ve gündüzlü olarak, bütün renkleri ve bütün iç ve dış iyilikleriyle ve güzellikleriyle, bin dört yüz kırk birinci kez, olanca doluluğuyla yaşamaya çalıştık. Yani bu durumu, baharı beklerken gelip günlük hayatımızı âdeta buyruğu altına alan, camilerimizi, cumamızı, kâbemizi ve haccımızı, bayramımızı ve bayram namazımızı tutsak etmeye kalkışan “âfet”in kısıtlamalarını ve onunla savaşmamızı göz önünde tutarak düşünürsek, bu ramazan hayatımız ve tecrübemiz, daha bir yoğunlukla, duygu, fikir ve sezgilerimizi büyütmüş, genişletmiş ve derinleştirmiş oldu, diyebiliriz.

Müslümanlar olarak, olup bitenleri ibretle görüp, gelecek için ders çıkarıp, tam dirilmemizin vakti sayısızca geldi ve neredeyse o mühlet doluyor.

Doğusunda, batısında ve kuzeyinde, yani tüm çevresinde, İslâm Varlığı ve Medeniyetini yanlış tanıyıp ortadan kaldırmak isteyen güçlerin kuşatışı gittikçe daralıp sıkılaşırken, bu güçler daha çok yıkıcı ve vurucu hâle gelirken, İslâm Ülkesi’ndeki dağınıklık, ve derlenip toparlanamayışın, kendine gelemeyişin, yeniden doğuşu gerçekleştiremeyişin sürüp gitmesi, acılarımızı ve utancımızı kat kat arttırıyor.

Milletimiz İslâm Milleti’nin ramazan bayramını kutlarken, kurban bayramı öncesinde, islamı, orucu ve namazı  bahşeden hakikî yaratıcı, gerçek kudret sahibi Allah’tan, İslâm Ülkesi’nin Büyük Diriliş işaretlerini, müjdelerini verdiği aydınlık günleri bize göstermesini diliyoruz.

YÜCE DİRİLİŞ PARTİSİ

GENEL BAŞKANI    

A. Sezai KARAKOÇ     

image_pdf