25 Mayıs 2013 Tarihli Konuşma

Genel Başkanımız A. Sezai KARAKOÇ'un 25 Mayıs 2013 tarihinde İstanbul İl Merkezi'nde yaptığı konuşma

MP3 olarak indirmek için buraya tıklayın
Video olarak indirmek için buraya tıklayın

 

18 Mayıs 2013 Tarihli Konuşma

Genel Başkanımız A. Sezai KARAKOÇ'un 18 Mayıs 2013 tarihinde İstanbul İl Merkezi'nde yaptığı konuşma

MP3 olarak indirmek için buraya tıklayın
Video olarak indirmek için buraya tıklayın

 

11 Mayıs 2013 Tarihli Konuşma

Genel Başkanımız A. Sezai KARAKOÇ'un 11 Mayıs 2013 tarihinde İstanbul İl Merkezi'nde yaptığı konuşma

MP3 olarak indirmek için buraya tıklayın
Video olarak indirmek için buraya tıklayın

 

2 Mayıs 2013 Tarihli Konuşma

Genel Başkanımız A. Sezai KARAKOÇ'un 2 Mayıs 2013 tarihinde haftalık program dışı, İstanbul İl Merkezi'nde misafir öğrencilere yaptığı konuşma

MP3 olarak indirmek için buraya tıklayın

 

4 Mayıs 2013 Tarihli Konuşma

Genel Başkanımız A. Sezai KARAKOÇ'un 4 Mayıs 2013 tarihinde İstanbul İl Merkezi'nde yaptığı konuşma

MP3 olarak indirmek için buraya tıklayın
Video olarak indirmek için buraya tıklayın

Teknik bir sorundan dolayı ortaya çıkan ses kalitesindeki bozukluk için özür dileriz.

 

Ankara Konuşması 20 Nisan 2013

Genel Başkanımız A. Sezai KARAKOÇ'un 20 Nisan 2013 tarihinde Ankara, Saray Kültür Merkezi'nde yaptığı konuşma

MP3 olarak indirmek için buraya tıklayın
Video olarak indirmek için buraya tıklayın

 

Sezai Karakoç'un 1994 tarihli Mektubu

e-Posta Yazdır PDF

Istanbul, 8 Ağustos 1994

Çok kritik olduğuna inandığım bir dönemde ülkemizin acil ve somut çözüm bekleyen üç güncel sorunu için, düşünce ve önerilerimi, en öz bir şekilde bildirmek amacıyla size bu mektubu gönderiyorum. En azından, dikkatlerin bu üç noktada odaklaşmasında, iç ve dış siyasi tıkanma ve kilitlenme izlenim ve görüntüsünün ortadan kalkmasında kendi çapımda bir katkım olursa sevinirim:

1) Bu üç sorundan biri, iç siyasetle ilgilidir. Bilindiği gibi Anayasa’nın bazı maddelerinde değişiklik yapılması istenmiş ve birkaç kez bu konuda girişimde bulunulmuşsa da bir sonuç alınamamıştır. Anayasa değişikliği yapılamadığı için, siyasi partiler kanununda, seçim kanununda ve diğer bir yasada arzulanan değişiklikler yapılamamaktadır. Anayasa’da değişiklik yapılamamasının sebebi ise, bu değişikliğin yapılabilmesi için öngörülen çoğunluk oranlarının 3/5, cumhurbaşkanının geri göndermesi halinde 2/3 gibi yüksek oranlar olmasıdır. Yani bugün için 270 veya 300 milletvekilinin değişiklik için olumlu oy vermesinin gerekmesidir. Oysa, bu çoğunluğun bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonrada sağlanması, sanırım mümkün olmayacaktır. Böylece, Anayasa ve diğer birçok kanun, değişme bakımından kilitlenip kalacaktır. Bu da, esasen yüksek olan ülke iç siyaset tansiyonunu daha da yükselterek bunalıma sebep oluşturacaktır.

Bize göre, uygulanamayan bir kural, kural olma özelliğini yitirmiştir. Bu yüzden, Anayasa değişikliği kuralı da, bizce artık geçerliliğini koruyamamaktadır. Anayasa değişikliği için yeni bir kural, daha doğrusu yeni bir çoğunluk oranının tesbiti bir zaruret haline gelmiştir. 5/9 oranını kabulün, çok partili sistemimiz ve TBMM’nin yapısı göz önünde tutulursa, uygun olacağı kanaatindeyim. Bu oran, bugün için 250 milletvekiline tekabül eder ki, diğer yasalar için olan orandan yine yüksektir. Bu oran kabul edilirse, yeni bir Anayasa yapmak mümkün olur düşüncesindeyim. Daha sonra, bu yeni Anayasa’da da değişiklikler yapılabilir. Böylece değişmek için Anayasa değişikliğini bekleyen kanunların da önü açılmış olur.

İktidar ve muhalefet partileri, Anayasa değişikliği için sonuçsuz ve usanç verici çatışmalar ve çırpınmalar içinde olacaklarına, Anayasa değişikliği kuralını değiştirmede ve yumuşatmada anlaşsalar ve birleşseler, bu, ülkenin daha yararına olacaktır, şüphe etmiyorum.

2) Bu üç sorundan ikincisi, dış siyasetle ilgilidir. Bu sorun, Kıbrıs sorunudur. Kıbrıs için, muhtemelen yakında, Birleşmiş Milletler şemsiyesi altında, kabul etmemiz mümkün olmayan isteklerde bulunulacaktır. Buna karşılık, bazı siyasetçilerin ileri sürdüğü “Hatay Modeli” yani Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini Türkiye’ye bağlamamız çözümü, son derece riskli görünmektedir. İşin başlangıcında belki olabilirdi bu. Ama şimdi çok geç kalındı. Hatay’ın Anavatan’a katılması şartları bugün Kıbrıs için mevcut görünmemektedir. Hatta Yunanistanla gizlice anlaşarak karşılıklı böyle bir emr-i vaki yapılırsa dahi bunu uygulama sorun çıkaracaktır. Bugün artık müdahaleci bir dış politika sistemi içine girmişlerdir süper güçler. Kıbrıs sorununu sadece Yunanlılarla bizim aramızdaki bir sorun gibi görmemiz, bugünün milletlerarası politikalarından bihaber olduğumuz anlamına gelir. Bizi Kıbrıs konusunda sıkıştıranlar, bunu sırf Yunanistanı sevdikleri için yapmıyorlar, aynı zamanda kendi çıkarları ve daha çok beklentileri için yapıyorlar. Bu sorunu mutlaka milletlerarası arenada halledebileceğimizi bilmemizde yarar vardır.

Bu durumda, bizim artık daha fazla gecikmeden yapmamız gereken, bir “Doğu Akdeniz Ülkeleri Konferansı”nın toplanmasını, böylece, sorunun çözümüne Kıbrıs’a komşu ülkelerin katkıda bulunmasını sağlamaktır. Bu konferansa başta Türkiye olmak üzere, Yunanistan, Mısır, Suriye, Lübnan, Libya, Tunus vb. tüm Doğu Akdeniz ülkeleri katılmalıdır. Kıbrıs’ın tüm Doğu Akdeniz Ülkelerini ilgilendirecek özellikte ve önemde bir ada olduğu hususu asla akıldan çıkarılmaması gereken bir gerçektir. Kıbrıs’ın statüsünün değişmesi, tüm Doğu Akdeniz statüsünün değişmesi demektir. Bu bakımdan bütün Doğu Akdeniz Ülkelerinin Kıbrıs sorununun çözümünde söz sahibi olmaları doğaldır. Zamanlama bakımından da uygun bir mevsim olduğu söylenebilir. Çünkü ABD, Ortadoğu Yeni Düzeni için Çalışmalar yaptığı bu dönemde Mısır ve Suriye’nin böyle bir konferansa katılımına engel olmayı göze alamaz.

Böyle bir konferansın düzenlenmesinin, bu konudaki ABD ve AT politikasını yumuşatmaya neden olması umulur. Çünkü ancak böylelikle Birleşmiş Milletler (Gali) öneri paketine alternatif, yeni bir paket ortaya konabilecektir. Böyle bir girişim, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti politikasına da yeni bir manevra alanı ve daha geniş bir ufuk açmış, gittikçe daralan çember ve kıskaçtan kurtulmasına da yardımcı olmuş olacaktır.

Bu konferans mümkün olmaz veya başarısızlıkla sonuçlanırsa, ancak o zaman başka çareler düşünülür. 12 Ada konusunun hariciyemizce yeniden ve derinden incelenmesi, Kıbrıs’taki soydaşların tümünün aynı zamanda türk vatandaşlığına alınması vb. gibi araçlar.

3) Askeri operasyon başarıları bizce, Güneydoğu sorununun sosyo-kültürel ve sosyo-ekonomik boyutlarına bir cevap ve çözüm getirmeyi gündemden kaldırmıyor. Hâtta, tam tersine asıl şimdi böyle bir program gündeme gelmeli, tartışılmalı ve kısa sürede yürürlüğe konmalıdır. Hem o şekilde köklü bir çözüm getirilmelidir ki, sorun bir daha ortaya çıkmasın, toprağa ve tarihe gömülüp gitsin.

Böyle bir köklü çözüm modelini, sistem ve prensipleri içinde bulunan derli toplu bir projeyi oluşturacak Anayasal bir kuruma ihtiyaç vardır ve tabiidir ki, bu kurumda üst düzey bir kurulla ayakta duracaktır. Bu kurum sadece Güneydoğu sorunu için değil, bundan böyle çıkabilecek bu tür sorunların tümünü kapsayacak incelemeleri yapmak ve çözümleri üretmek üzere kurulmalıdır. Konunun uzmanlarından, bilim adamlarından, tecrübeli (emekli olmuş veya fiilen çalışmakta olan) sivil veya asker bürokratlardan, siyasi parti ve medya mensuplarından geniş çapta yararlanmalıdır. Ülkemizin etnik, kültürel, sosyolojik ve antropolojik sorunlarını, tarihin derinliklerinden gelip güç ve zaafımızı oluşturan hareketleri sürekli olarak inceleme ve değerlendirme görevini üstlenmelidir Kurum. Kurumun üst düzey kurulu, hükümete gerektiğinde tavsiyelerde ve uyarılarda bulunmalı, kamuoyunu açıklamalarıyla aydınlatmalı, olumsuz iç ve dış propagandalara karşı önlemler önermelidir. Bilimin ışığında izlenecek yol, göz önünde tutulacak ölçüler, toplum gidişinin vazgeçilmez nirengi noktaları konusunda birinci derecede başvurulacak fikir merkezi ve kaynağı olmalıdır bu kurum ve kurul. Bir örnek vermek gerekirse, etnik grupların kendilerini birbirinin yerine koyarak diğerlerinden istekte bulunmaları önerisi işlenerek bir sistem haline getirilebilir. Bir nevi, atasözümüzdeki, iğneyi kendine, çuvaldızı başkasına batırma bilgeliğinin pratiği yakalanabilir. Diyelim, bugün, Güneydoğu sorununun çözümü için, biz türk kökenliler, kendimizi kürt kökenli kardeşlerimizin yerine korsak, kürt kökenli kardeşlerimiz de kendilerini biz türk kökenli kardeşlerinin yerine korlarsa, karşılıklı fedakârlıklar artar, buna karşılık istekler azalır. Böylece yasal olmayan yollar, örgütler, terör ve dış destekleri devre dışı kalır.

İnancım gereği, felsefem, esasta “öz” felsefesidir. Yani, ülkemizin geleceği için köklü öz atılımlarından yanayım. Tarih ve medeniyet, insani davranış yapımıza uygun bilinçli değişimlerden, dirilişten yana. Yukarıda 3 maddede özetlediğim öneriler ise bir parça biçimsel öneriler olarak görülebilir. Bana göre, toplum olarak kendimize güveni tazelemek için atılması gerekli ön adımlardır bunlar. Bunlarla moralimiz yükselirse, sıra özle ilgili adımlara gelir inancındayım.

Tüm doğruluklar, iyilikler ve güzellikler, ülkemiz ve milletimiz için olsun.

Saygıyla.

DİRİLİŞ PARTİSİ

Genel Başkanı

Sezai KARAKOÇ

Not: Bu mektup, Sayın Cumhurbaşkanı, T.B.M.M. Başkanı, Başbakan, Başbakan Yardımcısı, Dışişleri Bakanı, T.B.M.M. Dışişleri Komisyonu Başkanı, Siyasi Parti Genel Başkanları, bilim adamları, yazarlar, gazete ve TV yöneticilerine gönderilmiştir.
 

Kurban Bayramı Kutlaması

e-Posta Yazdır PDF

İstanbul, 25 Ekim 2012

Allah’ın buyruklarını yerine getiren bilinçli mümin, imkânları elveriyorsa, ömründe en az bir defa belirlenmiş günlerde hac için Mekke’ye gidecek ve Allah’ın Evi olan Kâbe’yi ziyaret edecektir.

Bu günlerde müminler, Allah rızası için kurban vazifelerini de yerine getireceklerdir.

Mekke’de ve dünyanın her yerinde müslümanlar birbirlerini Kurban Bayramı dolayısıyla kutlayacaklardır.

Geçmişi hatırlama, birbirini tanıma, yardımlaşma ve dayanışma, bu bayram vesilesiyle nail olduğumuz ilâhî lütuflardır.

Asla unutmamamız gereken ise, memleketleri istilâya uğramış müslümanların yürek yakan durumlarıdır.

Onların bağımsızlıklarına ve özgürlüklerine kavuşması için bütün müslümanların ellerinden geleni yapmaları boyunlarının borcudur.

Müslümanların çağımızdaki dağınıklıkları ve sahipsizliklerinin giderilmesi için, İSLÂM MİLLETİ, İSLÂM ÜLKESİ, İSLÂM DEVLETİ ve İSLÂM MEDENİYETİ kavramlarının en geniş, en kapsamlı anlamlarıyla işler hale getirilerek, BÜYÜK İSLÂM BİRLİĞİ’nin kurulması ideali, ruhlarda diriltilmeli ve bu idealin gerçekleştirilmesi için de ne gerekiyorsa yapılmalıdır.

İSLÂM dünyasının kurtuluşu bu atılımla mümkündür. Aksi, esaret ve köleliktir.

Milletimiz İSLÂM MİLLETİ’nin Kurban Bayramı’nı kutlarken, hac ve kurbanlarımızın kabulünü ve müslümanların her türlü âfet ve felâketten korunmasını, Cenabı Hak’tan, can ve gönülden ve içten dualarımızla dileriz.

YÜCE DİRİLİŞ PARTİSİ

GENEL BAŞKANI

A. Sezai KARAKOÇ

 

Ekonomik İşbirliği Teşkilatı 12. Zirve Toplantısı Başkanlığı'na

e-Posta Yazdır PDF

İstanbul, 11 Ekim 2012

Sayın:

Ekonomik İşbirliği Teşkilâtı (EİT)

12. Zirve Toplantısı Başkanlığı'na

BAKÜ

Ortak coğrafya, ortak tarih, ortak kültür ve medeniyete sahip on müslüman ülkenin oluşturduğu Teşkilâtınız, benim gözümde, içinde bulunduğumuz yüzyılın ülkelerarası kuruluşlarının en önemlilerinden biri olarak önümüzde durmaktadır.

Kuruluş’un, tüm Müslüman ülkelerin muhtaç oldukları Büyük İslâm Birliği’nin ortaya çıkmasında başlıca temel taşlarından biri olacağı umudunu taşıyorum.

Bu sebeple, O’nun, yakın gelecekte, önümüzü aydınlatan, Asya’nın Yükselen Güneşi olması için, tarihî - sosyolojik her boyutta büyümesini ve gelişmesini can u gönülden temenni ediyorum.

Şahsım için lütufta bulunduğunuz Edebiyat Ödülü’nden dolayı teşekkürlerimi sunuyor, geçmişte olduğu gibi, gelecekte de Bölgenin ve tüm İslâm Ülkelerinin dünya çapında büyük şairler, düşünürler, bilginler ve bilgeler çıkaracağından, bu alanlarda yapılacak faaliyetlerin ülkelerimize büyük katkılar yapacağından ve tüm İnsanlığa unutulmaz eserler kazandıracağından kuşku duymuyorum.

Zirve Toplantınızın başarılı geçmesini, Teşkilâtın büyük ilerlemeler kaydetmesini, ve bu yolda gayret sarfeden Ülke Liderlerine, Teşkilât yetkili ve görevlilerine, Zirve’ye katkıda bulunan tüm ülke yetkili ve görevlilerine ve tüm İSLÂM MİLLETİ mensubu kardeşlerime, selâmlarımı, sevgilerimi ve saygılarımı gönderirken, sağlık, esenlik ve mutluluklar diliyorum.

 

YÜCE DİRİLİŞ PARTİSİ

GENEL BAŞKANI

A. Sezai KARAKOÇ

 

Yüce Diriliş Partisi Genel Başkanı Sezai Karakoç’un, 07 Nisan 2012 tarihli konuşmasından özet bölümler

e-Posta Yazdır PDF

İstanbul, 7 Nisan 2012

Bitmeyen Gündem; tüm felaketlerin sebebi İslâm Ülkeleri’nin dağınıklığıdır

Yüzyıldır ve hatta daha fazla zamandan beridir ki bitmeyen tek gündemimiz vardır; O da İslâm Ülkeleri’nin ve İslâm Milleti’nin dağınıklığıdır. Bu başına gelen en büyük felakettir ve bundan sonra meydana gelen felaketlerde ancak bu felaketin uzantıları ve detayıdır.

Batı, İslâm dünyasına yönelik nihai işgali yapmak ve son darbeyi vurmak peşindedir.

Batı nihai işgali, son işgali yapmak peşindedir. Öyle bir işgal ki, bir daha İslâm’ın dirilişi vâki olmasın, İslâm haritadan silinsin. Hadise budur. Tehdit, hatta tehditten de öte, içinde yaşadığımız gerçek budur.

Durum Moğol istilasından da, Haçlı istilalarından da kötü.

Bu durum geçmişte içimizde olan kavgalar sebebi ile çektiğimiz sıkıntılara benzemez. Moğol istilasına, Haçlı istilasına da benzemez. Çünkü bunlar dışarıdan gelen istilalardı.

Birinci Dünya Savaşı ile başlayan istilalar çok daha korkunç olmuştur. Çünkü gelen idareler, işgaller artık ruhumuzu ele geçirmek ve onu darmadağın etmek, inancımızı, moralimizi ve kendimize güvenimizi yani özgüvenimizi yıkmak çarelerini aramışlardır. İngiltere’nin yaptığı tahribat budur. Eski İngiliz İmparatorluğu’nun yerini bugün Amerika almıştır.

Bunun için artık müslümanların geçmişteki gibi ayrılmalarının ve birbirleri ile kavgalarının mazeretleri yoktur. İslâm Âlemi’nin yeniden işgalinden tümüyle bütün Müslümanlar sorumludur.

İslâm Âlemi ya topyekûn birleşecek ya da topyekûn esarete düşecektir.

Kişiler ya da zümreler arası kavgalar bir yana bırakılmalıdır. Asıl mesele üzerinden, bütün İslâm Âlemi’nin derlenip toparlanması üzerinden düşünmek ve bunun çarelerini aramak gerekmektedir.

İranla barış, Kasr-ı Şirin Muahedesi

İranlılarla aramızda 1648 yılında, Kasr-ı Şirin Muahedesi denilen bir anlaşma yapıldı. O tarihten bugüne kadar, 364 yıllık bir barış devri açıldı. İranla bizim aramızda bir barış yaşanmıştır ve bu barış 300 küsur yıldır sürüyor. İngilizlerle Fransızlar veya Almanlar arasında böyle bir barış yoktur. Türkiye’yle İran arasında bir sınır çizilmiş, o gün bugündür bu sınır duruyor.

İran – Türkiye – Suriye çatışması büyük bir tuzaktır.

Silahtan daha güçlü olan hakiki çözüm kalemdir, fikirdir.

Şimdi Batı bize diyor ki, Suriye’de kötü bir yönetim var. Orada halk ile devlet arasında problem var, masum insanlar ölüyor. Bu işi siz halledin, siz çözün, insanların ölümünü seyir mi edeceksiniz? Şüphesiz Müslümanlar asla seyir etmez, ama bu meselenin çözümü silahla olmaz. O yönetimi uyaracak olan kılıç değil kalemdir. Çünkü kılıç ile girdiğiniz taktirde, halk ile karşı karşıya gelecek ve siz yine masumları öldürmek zorunda kalacaksınız. Aynı o devletin yaptığını siz yapmış olacaksınız. İşte bu size kurulmuş bir tuzaktır.

Çözümün sadece silah ve kılıç olduğu doğru değildir. Daima ondan daha güçlü olan bir çözüm vardır ve o çözüm fikirdir. Kılıç dahi fikrin emrindedir. Aksi halde zarar verir.

Bugün Türkiye çok büyük bir tehdit ile karşı karşıyadır. Şimdiye kadar müslümanların başına gelen zulümlerde, hiçbir zaman Batı, Türkiye’ye “gel sen buna karış” dememişti. Tam tersine kendisi işgal ettikten sonra, gel bize destek gücü ver demişti. Afganistan’da, Bosna’da böyle oldu. Katliamlar olurken bizi sokmadılar, katliamlar oldu, bitti, kendileri girdiler ve destek için çağırdılar.

Bugün Libya’dan hiç haber yoktur. Adeta kayıp bir ülke haline gelmiştir.

Haber kaynakları da Batı’nın bir vasıtası, hatta savaş aracıdır.

Suriye’ye bizim öncümüz olarak girin diyorlar. Libya’da da beraber gidelim demişlerdi. Dikkat ederseniz Libya’dan hiçbir haber yok, sanki kaybolmuş bir ülke gibi. En ufak bir haber dahi yok. Oysa Libya işgal edildi. Bu işgalde hemen petrol bölgeleri ele geçirildi. Amaç gerçekleştikten sonra halk neyle karşı karşıya, ne oldu, ne bitti bir haber alamıyoruz. Çünkü haber kaynakları da Batı’nın bir vasıtası, hatta savaş aracıdır.

İslâm Âlemi’ni barıştırmak için kalem devrede değildir. Sadece siyasi müzakereler, bir de gücünüz varsa eğer, o güç devrededir. Hâlbuki İslâm Âlemi’nde şu anda boşlukta olan bir alan var. O alan fikir insanının, kalem sahibi insanın etkinliğidir. Var olan da ancak ülkelerin içlerinde sınırlı kalmaktadır. Hâlbuki fikrin ve kalemin İslâm Âlemi’ne şamil olması lazımdır. Ve onların sözünün hükümetler üzerinde de büyük etki yapması lazımdır.

Hakkın ve doğrunun emrinde olması gereken kalemler bugün hükümetlerin emrindedir.

Fakat ne yazık ki bugün tam tersine kalemler hükümetlerin emrindedir. Batının da, muhalefetin de emrinde olanlar vardır ama pozitif olanları kastediyorum; bunlar da hükümetin emrindedir. Hakk’ın, doğrunun emrinde olan, bağımsız olarak İslâm ülkelerinin tümünün menfaatinin, tümünün çıkarının ve geleceğinin emrinde olan kalem istiyorum ben. Bilgi istiyorum. Bu boşluk var. Bu boşluğu kim dolduruyor. Onu Batı medyası, Batı düşüncesi, Batı ajansları dolduruyor. Bu sebepledir ki, öncelik İslâm aydınlarının öne çıkması ve adeta bir örgütleniş içinde olup bir araya gelmeleridir. Ve zaman zaman, İslâm Âlemi’nin durumunu gözden geçirip verdikleri kararları da uygulamalılar. Hükümetler üstü, devletler üstü güçleri olması lazımdır. Bunun sağlanma yolu umumi bir hareketten geçer. Bugün her İslâm ülkesinde bu tarz hareketler vardır, ancak bu hareketler yerel kalmışlardır.

Batının gözü İslâmi grupların üzerinde

Şimdi İslâm ülkelerine giren batılılar gözlerini İslâmi gruplara dikmiş durumdadırlar. Onlar da şimdiye kadar baskı altında oldukları için bir nefes alma durumuna gelmişlerdir, bir tuzağa düşebilirler. Tüm bunları önleyecek olan, müslüman aydınların sözüdür. Mevcut olmayan da bu aydınların sözüdür.

Bir hareket, tüm İslâm Âlemi’ne yayılarak bu gücü ele geçirebilir. Aksi halde yerel kalır.

Suriye İran ve Türkiye bu oyuna gelmemelidir. Aksi halde hepsi mahvolacaklardır. Bu tuzağın arkası istiladır.

Bugün Türkiye ile İran’ı, Suriye’yi çarpıştırmak istiyorlar. Çok açık. Eğer bu oyuna gelirlerse, Suriye de, Türkiye de, İran da mahvolacaktır. Bunun arkası da tüm İslâm âleminin istilasıdır.

İslâm Âlemi’nin kurtuluşu beş ülkenin anlaşmasına bağlıdır.

Bugün İslâm Âlemi’nin kurtuluşu İran, Mısır, Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın anlaşmasına bağlıdır. Bunlar anlaştığı takdirde, geri kalan bütün İslâm ülkeleri bunların etrafında toplanır, kenetlenir. Bunların bir araya gelmemesi için Batı elinden gelen her şeyi yapacaktır. Hatta daha da ileri gidip bilhassa bunları birbiri ile çarpıştırarak yere sermek istemektedir. Bunun örneğini İran-Irak savaşında gördük. Afganistan’ın başına gelenler aynı şekildedir. Bugün de aynı şekilde, bilhassa Türkiye ile İran’ı çarpıştırmak istiyorlar ve ben bakıyorum ki, bunu önlemesi gereken kalemler, tam tersine, en basit bir bahanelerle tahrikçi bir şekilde ortaya atılıyorlar.

Türkiye İran ve Suriye arasında tek bir kurşunun atılmaması gerekiyor.

Tabi bu tek taraflı değil. İran’da da mutlaka böyle oluyor. Suriye’de de öyle oluyor. Türkiye’de de. Şunu bilelim ki, bu ülkelerin arasındaki meseleleri çözemeyecek tek şey var ise, o da silahtır. Bir tek kurşunun bile atılmaması gerekiyor. Eğer bu atılırsa arkası gelir ve bu ülkeler göz göre göre mahvolur gider. Arkası da Batı’nın korkunç istilasıdır. O zaman ne ezan, ne kitap kalır. Bu yüzden uyarıyorum tüm Anadolu’yu, çilekeş Anadolu’yu. Her savaşta koşup şehitler veren Anadolu şehirlerini de uyarıyorum.

Anadolu şehirlerini uyarıyorum. Partimizi güçlendirelim, tüm İslâm dillerinde sesimizi duyuralım.

Benim bugün için yapabileceğim şey, partimizin şubelerinin açılmasıdır. Sesimin ulaştığı bütün Anadolu şehirlerinden rica ediyorum. Orada partinin şubelerini açsınlar. Güçlenelim, bütün İslâm dilleri ile yayın yapalım, bütün İslâm hareketlerini bir potada birleştirelim. Herkes kendi fikrini muhafaza ederken ortak noktada, yani İslâm’ın ortak noktası olan bütün İslâm ülkelerinin bağımsızlığı ve kendi kendilerini korumaları, emniyeti-güveni anlamında bütün bu İslâm Âlemi’ndeki hareketleri bir birliğe kavuşturalım. İslâm Ülkeleri birliğinin iskeleti, İslâm birliğine inanmış bütün akımlar bir araya gelip bir birlik kurduğu anda arkası gelecektir.

Arkası İslâm âleminin ekonomik, siyasî, kültürel entegrasyonudur.

Devletin uyanmasını beklemeyeceğiz. Arapça, Farsça yayın yapacağız. Bununla da yetinmeyeceğiz. İslâm’ı öğretme imkanlarını arayacağız.

Parti merkezlerinde kendi yazımızı öğreteceğiz, okumak için değil yazmak için.

Her müslümanın kendi yazısını öğrenmesi lazımdır. Okumak için değil, yazmak için. Bu yazıyı öğrenmek son derece kolaydır. Eğer bizim partimiz gelişirse, tüm parti merkezlerinde bu yazıyı öğreteceğiz. Şimdi okullarda Kur’an dersi başlayacak deniyor, inşallah başlar, bu bakımdan hükümeti destekliyoruz. Fakat yazımızı da öğrenmemiz ve kendi kitaplarımızı okumamız lazımdır. Bunun için devleti beklemeyiniz. Bazı şeyler için asla beklenmez.

Partimiz sadece siyasi bir kuruluş değildir. Fikir kuruluşudur, ruh kuruluşudur

Partimiz sadece siyasi bir kuruluş değildir, fikir kuruluşu, ruh kuruluşudur. İnanç, ahlak ve ideal kuruluşudur. Kendi çıkar ve menfaatimizi ikinci, hatta sonuncu plana atıp, milletin geleceğini hesaba katan bir amaç içinde olmamız lazım.

Bu idealin gelişmesi için, bu partiyi geliştirmeliyiz.

 

YÜCE DİRİLİŞ PARTİSİ

 

Diriliş Çağrısı

e-Posta Yazdır PDF

İstanbul, 11 Temmuz 2008

Milletim, uyan! Kendine dön! Aslını unutma! Geçmişini bil. İçinden, gerçek aydınlardan kurulu bir kadro çıkar. Çıkar ki, onlar, hem bugününü, hem yarınını kurtarsınlar. Geleceğini, ancak, bilinçli, idealist bir aydın nesil güven altına alır.

Milletim! Büyük bir milletsin. Çok büyük bir ülken var. Onun bir çok parçasına el konulmuş. Öbür parçalarına da göz dikilmiş. Çok köklü bir tarihe sahipsin. Gerçek bir medeniyetin, Hakikat Medeniyeti’nin sahibisin. Onu yeniden ayağa kaldır. Diril ve Dirilt! İnsanlık seni bekliyor.

Milletim! Doğu’ya, Batı’ya dur diyecek güç, sensin. Kendini bildiğin gün, kurtulacaksın. Ve bütün insanlığı kurtaracaksın. Yoksa, insanlık, büyük bir felâkete doğru gidiyor. Sınırsız hırs sahipleri dünyayı yakmaktan geri durmuyorlar.

Milletim! Uyan, kendine gel! Yeni bir sayfa aç. Yeni bir çağ aç. Geçmişte birkaç kez çağ açmıştın. Yine açabilirsin. Yine açabilirsin. Yine açabilirsin.

YÜCE DİRİLİŞ PARTİSİ

Genel Başkanı

A. Sezai KARAKOÇ

 
Genel Başkanımız Sezai Karakoç'un, İstanbul İl Merkezi'ndeki konuşmalarına yaz dolayısıyla ara verilecektir.

Haberdar Ol

Yüce Diriliş Partisi ile ilgili gelişmelerden, etkinliklerden, basın bildirilerinden, konuşmalardan haberdar olmak için tıklayınız.

Diriliş Çağrısı

Diriliş Çağrısı'nı okumak için tıklayınız.