ÇEŞMELER AĞLIYOR, GÖZYAŞISIZ

İstanbul, 21 Haziran 2019

   İstanbul’a yeni bir belediye başkanı seçmek için iki gün kaldı. Ülkemiz ve yurttaşlarımız bu olaya odaklanmış durumda. Ama, yeni belediye başkanını bekleyen İstanbul ne durumda? Yani atalarımızın bize bıraktığı İstanbul bunu nasıl karşılıyor? Gökdelenler değil, tüneller değil, “eski İstanbul” denilen asıl İstanbul, mütevazı görünüşlü, giderek sanki sığıntıymış gibi muhafaza edilen ya da zamana dayandığı için sanki mecburen muhafaza zorunda kalınan İstanbul ne düşünüyor, nasıl bir görünüm veriyor ve ne diyor?

   27 yıllık tek parti dönemi ve 70 küsür yıllık çok partili dönemde, yönetimlerin yavaş yavaş bitmeye terkettiği eski İstanbul, ne diyor? Padişahların, sadrazamların ve anlı şanlı vezirlerin yaptırdığı ve onlar vasıtasıyla mahalle halkıyla kucaklaştıkları çeşmelere bakarsanız, ağlıyor, çeşmeler ağlıyor gözyaşısız.

   Gözyaşı dökemiyorlar. Çünkü: gözyaşı olarak kullanabilecekleri suları da kesik. Kimi çöplük haline çevrilmiş, çöplük olarak kullanılıyor. Kiminin yüzü deforme olmuş. Kimisinin yanı yöresi işgal edilmiş. Kimisinin de kitabesi bozulmuş, yazısı okunmuyor.

   Yani İstanbul, Devletimiz Osmanlı Devleti’nin tarihe karışmasından sonra, geçen yüz yıl içinde gelen yönetimlerin gerekenleri yapmaması yüzünden, bir zamanlar suyunu içerek hayat bulduğumuz çeşmeler, garip, zaman dışı, iğreti bir vaziyette kalakalmışlar.

   Ya eski sebiller, hamamlar ne durumda? Çoğu ne oldu, nereye gitti, bilen var mı? Seçim için İstanbul belediye başkanlığına soyunanlar bunlar için ne diyor? Onlar çok büyük projeler peşinde koşuyorlar, bunlar küçük kalıyor, herhalde! Ya tekkeler, dergâhlar, medreseler nerede ve ne oldular? Ve bazı mezarlıklar, türbeler nelere uğradı?

   İşte, gören gözler için diyoruz ki, İstanbul’un gözleri olan çeşmeler, ağlıyor, gözyaşısız. Çünkü: gözyaşı dökmek için kullanacakları bir su bile yok. Suları da kesik.

   Eski denilen asıl İstanbul için gerçekte birşey söyleyemeyenler, onun yenisini de yapamazlar. Çünkü: yeni eskiye bağlıdır ve eskiyle yeni bir bütün teşkil eder.

   Partimizin programında da bulunduğu gibi, Anadolu’nun yüksek yerlerinde milyonluk yeni şehirler kurup halkımızı yerinde tutmak ve Anadolu’yu boşaltmamak gerekirken, âdeta İstanbul ve Ankara’ya yeni şehirler katıp Anadolu nüfusunu da buralara çekmek, gelecekte ne büyük sıkıntılar doğuracaktır ve hatta şimdiden ne büyük sıkıntılar doğurduğunun farkında mıyız? Bir bakıma farkında olunmadan, İstanbul Anadolu’dan koparılıyor, Anadolu da İstanbul’dan. Bunun nereye varacağı düşünülüyor mu?

   Oysa, Anadolu’da kurulması gerekli milyonluk yeni şehirlerin, mümkün olduğu ölçüde, eski İstanbul’dan ilham alınarak yapılması, bu şehirlerle İstanbul arasında ruh bağı kurularak, İstanbul ve Anadolu bütünlüğünün daha da güçlendirilmesi gerekirken, bunun yapılmaması İstanbul, Ankara ve İzmir’e yüklenilmesi, gelecek için, arzu edilmeyen sonuçlar doğuracaktır, kaçınılmaz olarak.

   Umutsuzluğa mı düşeceğiz? Hayır ve asla. Umutsuzluğa yer yok. İstanbul şüphesiz bir gün gelecek, kendini bulacaktır. Uzaklaştırılan asıl kimliğine yeniden kavuşacaktır. İslâm Medeniyetinden, İslâm Milleti ve Ülkesi bilincinden kopmayan, o bilinç ve aşkla dolu olarak zamanın karşısına çıkacak olan çocukları tarafından bir yol bulunarak, İstanbul İstanbul olacak ve Allah’ın izniyle kıyamete kadar öyle kalacaktır.

   Biz, bütün bunları da göz önünde tutarak, bu seçimde, iktidar ve ana muhalefet adaylarına değil de, “yeni bir başlangıç için” bir bağımsız adaya, yukarıda belirttiğimiz ruh ve amacı taşıyarak aday olan desteklediğimiz bağımsız aday Lütfü Yılmaz’a, geçen seçimde olduğu gibi bu seçimde de oyumuzu vereceğiz; yurttaşlarımızın da oylarını vermelerini istiyoruz. Oylarımız boşa gitmeyecek ve asıl Gerçek Oluşum böylece başlamış olacaktır.

   İstanbul’a bir taş konulurken O’nun İslâm Âleminin başkenti olduğu unutulmadan konulmalıdır. Sadece Türkiye’nin başkenti olarak değil.

   İşte, oyumuzu kullanırken temel ilke bu olmalıdır.

YÜCE DİRİLİŞ PARTİSİ

GENEL BAŞKANI

A. SEZAİ KARAKOÇ

image_pdf

MUHAMMED MURSİ’NİN ŞEHİT EDİLİŞİ VE DOLAYISIYLA

İstanbul, 20 Haziran 2019

    Mısır’da, İhvan-ı Müslimin’in liderlerinden, seçim kazanarak bir süre cumhurbaşkanlığı da yapmış olan ve idamla yargılanan Muhammed Mursi’nin, bilindiği gibi, mahkeme esnasında hayatını kaybettiği açıklandı. Daha önce yaptığımız konuşmalarda ve son Ramazan Bayramı konuşmamızda da belirttiğimiz gibi, İhvan-ı Müslimin yani Müslüman Kardeşler Teşkilâtı seçime bir tereddütten sonra katılmıştı. Biz, o seçimin bir “oyun” olduğunu, onda bir tuzak bulunduğunu, o zaman da, daha sonra da söylemiştik. Ve eğer Partimiz yeterince gelişip büyüseydi, Mısır’da temsilciliğimiz olacaktı ve biz de onları o seçime girmemeleri yönünde uyarmış olacaktık. Nasır zamanında, Enver Sâdat zamanında, Hüsnü Mübarek zamanında, bu son yönetim zamanında, Müslüman Kardeşler, sanki hür ve normal siyasî  ortam varmışcasına meydana çıkmış ve sonunda suçluymuşlar gibi büyük bedel ödemişlerdir. Bir ‘‘oyun’’a gelerek, kurulan tuzaklara düşerek, üzücü bir duruma gelmiş olsalar da, Muhammed Mursi, gerçek bir müslüman lider olma tavrını göstermiş, asla tâviz vermemiş, dâvası uğruna hayatını feda etmekten kaçınmamıştır.

    Bu sebeple, O’na Allah’tan rahmet dilerken, islâm yolunda şehit olmuş bir kahraman olduğunu söylemek hakkı teslim etmek olacaktır. O, kendini kurtarmıştır. Fakat ne yazık ki, İslâm Âlemi, bir kere daha, tarih önünde sınavı kaybetmiştir. Bunda da, sorumlu olan, halklar değil, yöneticiler ve aydınlardır.

    Bir ülkede olan bir hâdiseye diğer ülkeler bir şekilde ilgi gösterip sonuçta etkili olabilirler. İslâm Âlemi, meselâ, elli yedi islâm ülkesinin organizasyonu olan İslâm İşbirliği Teşkilâtı ve benzeri organizasyonlar, zamanında ve ciddi bir şekilde girişimde bulunsaydı, en azından idamlar önlenebilirdi. Oysa, gerek organizasyonlar ve gerekse yöneticiler tarafından, neredeyse, kınamadan öte, ciddi bir hareket görülmedi. O kadar zaman geçti, bir tek kişinin bile kendi başına yapacağı kınamadan daha fazla bir şey yapmadılar. Şimdi ise, Mursi’nin ölümü üzerine, hepsi beyanat üstüne beyanat vererek, kınama yoluna gitmişler, sanki merhum Muhammed Mursi’ye ve dâvaya sahip çıkıyorlarmış gibi bir görüntü vermeye, günün moda tâbiriyle ‘’hâmaset’’ ya da popülizm yapma yarışına girmişlerdir. Samimi olarak seslerini yükselten yazarlar, kişiler, gençler, milletimizin uyanışının ve dirilişinin bir işareti olarak umut vericidir ama, iktidarı ve muhalefetiyle siyaset sahasında boy gösterenler, zamanında yapılması gerekenleri yerine getirmeyip, şimdi, ve daha çok da şu seçim ortamında, içerde, takdir devşirmeye yeltenenler bizce olumlu bir harekette bulunmamışlardır.

    Son büyük islâm devleti olan devletimiz Osmanlı Devleti’nin son döneminde, âdeta, otuz yıl önden giderek, devletin parçalanması sonucunu doğuran batıcılık ve ayrımcılık teşebbüslerinde başı çeken Mısır, Türkiye Cumhuriyeti devleti kurulduktan sonra, bu sefer, otuz  yıl geriden gelerek, bizde olan büyük kırılma ve dönüşümlerin yaklaşık benzerlerini yaşamıştır. Nasır zamanında, Cumhuriyeti ilân etmiş, kral ailesini kovmuşlar, müslüman liderlerden de altı kişiyi asmışlardı. 60’lı 70’li yıllarda da bizde olan darbelerin benzerleri orda da meydana geldi. Şimdiki yönetim de, bir nevi, bizim, 12 Eylül darbesine paralel bir konumda gibi. Batının büyük baskısı altında bunalmış bir yönetim olarak, işte bu gibi, hepimizi üzen, telâfisi mümkün olmayan davranışlarda bulunmaktadır. Bu hâl, bu durum ve bu tutum, yalnız Mısır’a özgü değil, yer yer, zaman zaman, her müslüman ülkesinde yaşanan dram ve trajedilerin asıl kaynağı olan islâm âlemine musallat olmuş bir psikolojinin, dışa teslimiyet psikolojisinin sonucudur. Devletimiz Osmanlı Devleti’nin batışından bu yana geçen şu yüz yıl içinde, İslâm Âlemi, bu trajedileri fazlasıyla ve acımasızca yaşamıştır. Şu anda da, İslâm Âlemi, işgal ve istilâ hareketleriyle karşı karşıya kalmakta ve savaşıp durmaktadır.

    Çözüm, altmış yıldan beri yazdığımız ve söylediğimiz gibi, müslüman aydınların uyanıp İslâm Âleminin tümünde etkili olacak şekilde bir varlık ve güç göstermeleridir. Bunu, sadece, yöneticilerden beklemek, bugüne kadar görüldüğü gibi bir yarar sağlamamıştır. Çünkü: yöneticiler, genellikle, Batı, Doğu, Kuzey’deki büyük devletlerin etkisi altındadırlar. Formasyonları, gelişleri ve geçmişten gelen bağımlılıklar yüzünden, gerek kişisel ve gerekse birlikte hareketleri çok sınırlı ve kontrol altındadır. Beklenen kurtuluşu sağlamaktan uzak durumdadırlar. Umut, aydınlardadır. Aydınların uyanmasındadır. Halklarımız, zaten bunu bekliyor. Bir “hareket” büyür, bütün İslâm Âleminde varlığını hissettirirse, yöneticiler de bu harekete uymak zorunda kalırlar. Şimdiye kadar islâm ülkelerinde bir takım “hareketler” görülmüşse de bütünleşmeden ya tasfiye olmuşlar ya da yerel kalmışlardır. Biz, Diriliş Hareketi’nin büyüyüp o hareketleri de içine alarak, İslâm Âleminin dirilişini ve kurtuluşunu sağlamasını, bunu da, İslâm Medeniyetini tekrar bütün gücüyle ve açılımıyla yaşantımızın temeli yaparak ve yeni büyük bir İslâm Devletini  veya Devletler Birliğini kurarak gerçekleştirmesini istiyoruz. Bütün çabamız bilindiği gibi bunun içindir. Zaten kurtuluş burada.

    Mursi’ye, idam edilen gençlere ve şu son yüzyıllık fetret döneminde bu şekilde şehit düşen, mağdur olan şuurlu, inançlı diriliş önderlerine, bir kere daha rahmet dilerken, İslâm Âleminin uyanmasını ve gelecekte de bunların yaşanmaması için gereken köklü değişim ve dirilişin gerçekleşmesini Allah’tan diliyoruz.

YÜCE DİRİLİŞ PARTİSİ

GENEL BAŞKANI

SEZAİ KARAKOÇ

 

image_pdf

İSTANBUL BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE BAŞKANLIĞI YENİ SEÇİMİ

İstanbul, 14 Haziran 2019

   Seçimin yenilenmesi, esasta, olağan bir durum değildir. Gerek iktidarın, gerekse muhalefetin, yeni seçim sonuçlarını kabul edecekleri izlenimini alsaydık, seçimden olumlu bir sonuç çıkacağını söyleyebilirdik. Oysa, ne yazık ki, görünen, kaybeden tarafın sonucu kabul etmeyeceği ve tartışmaların, çekişmelerin, çatışmaların yeniden başlayacağıdır. Şu ana kadarki tutumları bunu gösteriyor. Seçimi serinkanlılıkla yürütüp toplumu gerginlikten kurtaracakları yerde, kavgayı kızıştıracaklar, toplumun rahatsızlığı daha da artacak. Oysa, bir toplumda tansiyonun bu kadar süre yüksek seyretmesi, ortamın sağlıksızlığının belirgin bir işareti, alâmetidir ve beklenmeyen sonuçlar bile doğurabilir. Bu sebeple, bu seçimi, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi çerçevesinde tutmak, o çerçevenin dışına çıkmamak, ötesine taşırmamak, toplumun geleceğini zedelemeye meydan vermemek, kuşkusuz sağduyu gereğidir, birlikte yaşamanın, yurttaşlık görevinin olmazsa olmazıdır.

   Yurttaşlarımızın da, seçimi, sonucu kavgayla bitecek bir seçim çekişmesi gibi yürütüyor görünen iktidar ve ana muhalefet adaylarına değil, gerçekten İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı yapıp İstanbul’a hizmet etmeyi amaçlamış bir adaya oy vereceklerini umuyoruz.

   Geçen seçimde “yeni bir başlangıç için” bağımsız aday Lütfü Yılmaz’a oy verin, demiştik. Bu sözümüzün tıpkısıyla propaganda da bulunanlar, görüldüğü gibi, bir sonuca varamamışlardır.

   Desteklediğimiz aday Lütfü Yılmaz’ın tanıtımında, şair İlhan Berk’in “Bir gün bakacağız İstanbul güzel/ Ondan sonra her gün İstanbul güzel” mısralarını kullanmayı düşünmüş ve konuşmuşken, bir süre sonra, her tarafta, herşey güzel olacak sloganını görünce, takdir edersiniz ki, bu tesadüfe de şaşmamak elden gelmezdi.

   Seçim, sloganla, kavgayla ve partilerin birbirlerini suçlamalarıyla geçecekse, ki maalesef öyle görünüyor, bu, toplumumuzda onarılması güç hasarlara yol açabilir korkusunu taşımaktan kendimizi alamıyoruz.

   Bu yüzden, tecrübesi ve öngörüsü güçlü İstanbul seçmenlerine: “Yeni bir başlangıç için, bağımsız aday Lütfü Yılmaz’a oyunu ver ve bu seçime noktayı koy” diyoruz. Seçim seçim olsun, bir kaosa yol açmasın.

   Sağlıklı bir seçim ve hayırlı sonuçlar dileğiyle.

YÜCE DİRİLİŞ PARTİSİ

GENEL BAŞKANI

A. SEZAİ KARAKOÇ

image_pdf

31 MART 2019 YEREL SEÇİM BİLDİRİLERİ

BİR ÇAĞRI

PARTİLERE SİYASİ HAYATIMIZI DRAMA ÇEVİRMEMELERİ İÇİN GEREKLİ BİR ÇAĞRI

    Ülkemizde, partiler, siyasî ortamın normal akışı içinde, tabii bir şekilde doğmamışlardır. Olağanüstü şartlarda vücut bulmuşlardır. Bu sebeple, normal bir siyasî hayatın olağan organları ve kurumları olarak fonksiyonlarını icra etmiyorlar. Birbirleriyle sürekli kavga halindedirler.

    Tamamını okumak için tıklayınız.

SEÇİM İÇİN

    Ülkemiz yeni bir seçime giriyor. Hayırlı olsun.

    Biz, parti olarak, seçime, girme şartları sebebiyle katılamıyoruz. Ancak, partimizden ayrılıp bağımsız olarak seçime girecek olan arkadaşımız. Lütfü Yılmaz, İstanbul’dan, ve N. Ercan Tortop arkadaşımız Eskişehir’den, Büyükşehir Belediye başkanlıklarına aday olduklarından kendilerine halkımızın bu seçimde oy vermesini istiyor, umuyor ve bekliyoruz.

     Tamamını okumak için tıklayınız.

 

image_pdf

2019 Ramazan Bayramı Konuşma Metni

İstanbul, 5 Haziran 2019

    Allah’a hamdler olsun bir Ramazanı tamamladık, orucumuzu tuttuk, vazifemizi yerine getirdik, bu doğrudan doğruya karşılıksız, yalnız Allah’ın rızasına yönelik bir ibadettir oruç ve bu bakımdan da insanoğlu için, her zaman insan bir karşılık bekler, karşılıksız ancak manevi karşılığı olan bir değere kavuşmaktır, bir hazineye kavuşmaktır oruç.

    Konuşmayı izlemek için tıklayınız

image_pdf

2019 Ramazan Bayramı Konuşması

    Ramazan Bayramının ikinci, 5 Haziran 2019 Çarşamba günü saat 15.00-18.00 arası İstanbul İl Merkezimizde bayramlaşma yapıldı. Genel Başkanımız Sayın Sezai KARAKOÇ bayramlaşmada bir konuşma yaptı. Bu konuşmayı buradan izleyebilirsiniz.

MP3 olarak indirmek için buraya tıklayın.
Video olarak indirmek için buraya tıklayın.
Konuşma metni için buraya tıklayın.

image_pdf

RAMAZAN BAYRAMI KUTLAMASI

İstanbul, 06 Haziran 2019


RAMAZAN BAYRAMINI KUTLAMA VE O BİLİNÇLE AYAĞA KALKMA

   Bir ay orucumuzu tutup diğer müslümanlık görevlerimizi aynı içtenlikle elimizden geldiğince yerine getirmeye çalıştık. Allah’ın bize nimeti olan bu armağanlardan yararlanarak yepyeni dipdiri bir müslüman olarak zamanın karşısına çıkmaya çalıştık. Hiçbir emek boşa gitmez. Allah, doğru yolda sarf edilen emekleri fazlasıyla ödüllendirir. İslâm Milletinin ramazan bayramını kutlarken, oruç, namaz, zekât gibi yerine getirilen bu kutlu ödevlerin kabul buyurulmasını bizi yaratan ve bizi her türlü lütfuyla donatan Allah’tan diliyoruz.

Konuşmayı izlemek için tıklayınız

image_pdf