Paylaşİstanbul, 7 Nisan 2012
Bitmeyen Gündem; tüm felaketlerin sebebi İslâm Ülkeleri’nin dağınıklığıdır
Yüzyıldır ve hatta daha fazla zamandan beridir ki bitmeyen tek gündemimiz vardır; O da İslâm Ülkeleri’nin ve İslâm Milleti’nin dağınıklığıdır. Bu başına gelen en büyük felakettir ve bundan sonra meydana gelen felaketlerde ancak bu felaketin uzantıları ve detayıdır.
Batı, İslâm dünyasına yönelik nihai işgali yapmak ve son darbeyi vurmak peşindedir.
Batı nihai işgali, son işgali yapmak peşindedir. Öyle bir işgal ki, bir daha İslâm’ın dirilişi vâki olmasın, İslâm haritadan silinsin. Hadise budur. Tehdit, hatta tehditten de öte, içinde yaşadığımız gerçek budur.
Durum Moğol istilasından da, Haçlı istilalarından da kötü.
Bu durum geçmişte içimizde olan kavgalar sebebi ile çektiğimiz sıkıntılara benzemez. Moğol istilasına, Haçlı istilasına da benzemez. Çünkü bunlar dışarıdan gelen istilalardı.
Birinci Dünya Savaşı ile başlayan istilalar çok daha korkunç olmuştur. Çünkü gelen idareler, işgaller artık ruhumuzu ele geçirmek ve onu darmadağın etmek, inancımızı, moralimizi ve kendimize güvenimizi yani özgüvenimizi yıkmak çarelerini aramışlardır. İngiltere’nin yaptığı tahribat budur. Eski İngiliz İmparatorluğu’nun yerini bugün Amerika almıştır.
Bunun için artık müslümanların geçmişteki gibi ayrılmalarının ve birbirleri ile kavgalarının mazeretleri yoktur. İslâm Âlemi’nin yeniden işgalinden tümüyle bütün Müslümanlar sorumludur.
İslâm Âlemi ya topyekûn birleşecek ya da topyekûn esarete düşecektir.
Kişiler ya da zümreler arası kavgalar bir yana bırakılmalıdır. Asıl mesele üzerinden, bütün İslâm Âlemi’nin derlenip toparlanması üzerinden düşünmek ve bunun çarelerini aramak gerekmektedir.
İranla barış, Kasr-ı Şirin Muahedesi
İranlılarla aramızda 1648 yılında, Kasr-ı Şirin Muahedesi denilen bir anlaşma yapıldı. O tarihten bugüne kadar, 364 yıllık bir barış devri açıldı. İranla bizim aramızda bir barış yaşanmıştır ve bu barış 300 küsur yıldır sürüyor. İngilizlerle Fransızlar veya Almanlar arasında böyle bir barış yoktur. Türkiye’yle İran arasında bir sınır çizilmiş, o gün bugündür bu sınır duruyor.
İran – Türkiye – Suriye çatışması büyük bir tuzaktır.
Silahtan daha güçlü olan hakiki çözüm kalemdir, fikirdir.
Şimdi Batı bize diyor ki, Suriye’de kötü bir yönetim var. Orada halk ile devlet arasında problem var, masum insanlar ölüyor. Bu işi siz halledin, siz çözün, insanların ölümünü seyir mi edeceksiniz? Şüphesiz Müslümanlar asla seyir etmez, ama bu meselenin çözümü silahla olmaz. O yönetimi uyaracak olan kılıç değil kalemdir. Çünkü kılıç ile girdiğiniz taktirde, halk ile karşı karşıya gelecek ve siz yine masumları öldürmek zorunda kalacaksınız. Aynı o devletin yaptığını siz yapmış olacaksınız. İşte bu size kurulmuş bir tuzaktır.
Çözümün sadece silah ve kılıç olduğu doğru değildir. Daima ondan daha güçlü olan bir çözüm vardır ve o çözüm fikirdir. Kılıç dahi fikrin emrindedir. Aksi halde zarar verir.
Bugün Türkiye çok büyük bir tehdit ile karşı karşıyadır. Şimdiye kadar müslümanların başına gelen zulümlerde, hiçbir zaman Batı, Türkiye’ye “gel sen buna karış” dememişti. Tam tersine kendisi işgal ettikten sonra, gel bize destek gücü ver demişti. Afganistan’da, Bosna’da böyle oldu. Katliamlar olurken bizi sokmadılar, katliamlar oldu, bitti, kendileri girdiler ve destek için çağırdılar.
Bugün Libya’dan hiç haber yoktur. Adeta kayıp bir ülke haline gelmiştir.
Haber kaynakları da Batı’nın bir vasıtası, hatta savaş aracıdır.
Suriye’ye bizim öncümüz olarak girin diyorlar. Libya’da da beraber gidelim demişlerdi. Dikkat ederseniz Libya’dan hiçbir haber yok, sanki kaybolmuş bir ülke gibi. En ufak bir haber dahi yok. Oysa Libya işgal edildi. Bu işgalde hemen petrol bölgeleri ele geçirildi. Amaç gerçekleştikten sonra halk neyle karşı karşıya, ne oldu, ne bitti bir haber alamıyoruz. Çünkü haber kaynakları da Batı’nın bir vasıtası, hatta savaş aracıdır.
İslâm Âlemi’ni barıştırmak için kalem devrede değildir. Sadece siyasi müzakereler, bir de gücünüz varsa eğer, o güç devrededir. Hâlbuki İslâm Âlemi’nde şu anda boşlukta olan bir alan var. O alan fikir insanının, kalem sahibi insanın etkinliğidir. Var olan da ancak ülkelerin içlerinde sınırlı kalmaktadır. Hâlbuki fikrin ve kalemin İslâm Âlemi’ne şamil olması lazımdır. Ve onların sözünün hükümetler üzerinde de büyük etki yapması lazımdır.
Hakkın ve doğrunun emrinde olması gereken kalemler bugün hükümetlerin emrindedir.
Fakat ne yazık ki bugün tam tersine kalemler hükümetlerin emrindedir. Batının da, muhalefetin de emrinde olanlar vardır ama pozitif olanları kastediyorum; bunlar da hükümetin emrindedir. Hakk’ın, doğrunun emrinde olan, bağımsız olarak İslâm ülkelerinin tümünün menfaatinin, tümünün çıkarının ve geleceğinin emrinde olan kalem istiyorum ben. Bilgi istiyorum. Bu boşluk var. Bu boşluğu kim dolduruyor. Onu Batı medyası, Batı düşüncesi, Batı ajansları dolduruyor. Bu sebepledir ki, öncelik İslâm aydınlarının öne çıkması ve adeta bir örgütleniş içinde olup bir araya gelmeleridir. Ve zaman zaman, İslâm Âlemi’nin durumunu gözden geçirip verdikleri kararları da uygulamalılar. Hükümetler üstü, devletler üstü güçleri olması lazımdır. Bunun sağlanma yolu umumi bir hareketten geçer. Bugün her İslâm ülkesinde bu tarz hareketler vardır, ancak bu hareketler yerel kalmışlardır.
Batının gözü İslâmi grupların üzerinde
Şimdi İslâm ülkelerine giren batılılar gözlerini İslâmi gruplara dikmiş durumdadırlar. Onlar da şimdiye kadar baskı altında oldukları için bir nefes alma durumuna gelmişlerdir, bir tuzağa düşebilirler. Tüm bunları önleyecek olan, müslüman aydınların sözüdür. Mevcut olmayan da bu aydınların sözüdür.
Bir hareket, tüm İslâm Âlemi’ne yayılarak bu gücü ele geçirebilir. Aksi halde yerel kalır.
Suriye İran ve Türkiye bu oyuna gelmemelidir. Aksi halde hepsi mahvolacaklardır. Bu tuzağın arkası istiladır.
Bugün Türkiye ile İran’ı, Suriye’yi çarpıştırmak istiyorlar. Çok açık. Eğer bu oyuna gelirlerse, Suriye de, Türkiye de, İran da mahvolacaktır. Bunun arkası da tüm İslâm âleminin istilasıdır.
İslâm Âlemi’nin kurtuluşu beş ülkenin anlaşmasına bağlıdır.
Bugün İslâm Âlemi’nin kurtuluşu İran, Mısır, Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın anlaşmasına bağlıdır. Bunlar anlaştığı takdirde, geri kalan bütün İslâm ülkeleri bunların etrafında toplanır, kenetlenir. Bunların bir araya gelmemesi için Batı elinden gelen her şeyi yapacaktır. Hatta daha da ileri gidip bilhassa bunları birbiri ile çarpıştırarak yere sermek istemektedir. Bunun örneğini İran-Irak savaşında gördük. Afganistan’ın başına gelenler aynı şekildedir. Bugün de aynı şekilde, bilhassa Türkiye ile İran’ı çarpıştırmak istiyorlar ve ben bakıyorum ki, bunu önlemesi gereken kalemler, tam tersine, en basit bir bahanelerle tahrikçi bir şekilde ortaya atılıyorlar.
Türkiye İran ve Suriye arasında tek bir kurşunun atılmaması gerekiyor.
Tabi bu tek taraflı değil. İran’da da mutlaka böyle oluyor. Suriye’de de öyle oluyor. Türkiye’de de. Şunu bilelim ki, bu ülkelerin arasındaki meseleleri çözemeyecek tek şey var ise, o da silahtır. Bir tek kurşunun bile atılmaması gerekiyor. Eğer bu atılırsa arkası gelir ve bu ülkeler göz göre göre mahvolur gider. Arkası da Batı’nın korkunç istilasıdır. O zaman ne ezan, ne kitap kalır. Bu yüzden uyarıyorum tüm Anadolu’yu, çilekeş Anadolu’yu. Her savaşta koşup şehitler veren Anadolu şehirlerini de uyarıyorum.
Anadolu şehirlerini uyarıyorum. Partimizi güçlendirelim, tüm İslâm dillerinde sesimizi duyuralım.
Benim bugün için yapabileceğim şey, partimizin şubelerinin açılmasıdır. Sesimin ulaştığı bütün Anadolu şehirlerinden rica ediyorum. Orada partinin şubelerini açsınlar. Güçlenelim, bütün İslâm dilleri ile yayın yapalım, bütün İslâm hareketlerini bir potada birleştirelim. Herkes kendi fikrini muhafaza ederken ortak noktada, yani İslâm’ın ortak noktası olan bütün İslâm ülkelerinin bağımsızlığı ve kendi kendilerini korumaları, emniyeti-güveni anlamında bütün bu İslâm Âlemi’ndeki hareketleri bir birliğe kavuşturalım. İslâm Ülkeleri birliğinin iskeleti, İslâm birliğine inanmış bütün akımlar bir araya gelip bir birlik kurduğu anda arkası gelecektir.
Arkası İslâm âleminin ekonomik, siyasî, kültürel entegrasyonudur.
Devletin uyanmasını beklemeyeceğiz. Arapça, Farsça yayın yapacağız. Bununla da yetinmeyeceğiz. İslâm’ı öğretme imkanlarını arayacağız.
Parti merkezlerinde kendi yazımızı öğreteceğiz, okumak için değil yazmak için.
Her müslümanın kendi yazısını öğrenmesi lazımdır. Okumak için değil, yazmak için. Bu yazıyı öğrenmek son derece kolaydır. Eğer bizim partimiz gelişirse, tüm parti merkezlerinde bu yazıyı öğreteceğiz. Şimdi okullarda Kur’an dersi başlayacak deniyor, inşallah başlar, bu bakımdan hükümeti destekliyoruz. Fakat yazımızı da öğrenmemiz ve kendi kitaplarımızı okumamız lazımdır. Bunun için devleti beklemeyiniz. Bazı şeyler için asla beklenmez.
Partimiz sadece siyasi bir kuruluş değildir. Fikir kuruluşudur, ruh kuruluşudur
Partimiz sadece siyasi bir kuruluş değildir, fikir kuruluşu, ruh kuruluşudur. İnanç, ahlak ve ideal kuruluşudur. Kendi çıkar ve menfaatimizi ikinci, hatta sonuncu plana atıp, milletin geleceğini hesaba katan bir amaç içinde olmamız lazım.
Bu idealin gelişmesi için, bu partiyi geliştirmeliyiz.
YÜCE DİRİLİŞ PARTİSİ