BİR HATIRLATMA

İstanbul, 9 Temmuz 2026

Kurucu Genel Başkanımız Sezai Karakoç’un 9 Kasım 2007 tarihli “Batı Saldırısına Karşı” başlıklı basın açıklamasını, önemine binaen yeniden yayımlıyoruz.

BATI SALDIRILARINA KARŞI

İstanbul, 9 Kasım 2007

Yüzyıllar boyu Haçlı Seferlerini düzenleyerek İslâm ülkelerini işgal ve yağma eden, insanlarını öldüren, sayısız, hesapsız kıyım ve zarara sebep olan, sonunda medeniyetimizden hisseler kapıp giden Batı, Batı Hint Adaları inancıyla istilâya gittiği Amerika’yı keşfedince bir an için aradığını buldu sandı. Aradığı neydi? Aradığı, dünyayı zaptetmek için yüzyıllar içinde rahatça hazırlanabileceği tenha ve erişilmez bir yer bulmaktı.

Ancak, Amerika, insansız ve boş bir kıta değildi. Orada da her yerde olduğu gibi insanlar yaşıyordu ve bunların da kendilerine özgü medeniyetleri vardı. Olsun. Ne beis vardı, kendisini hak din hıristiyanlığı (!) nı yayan “fatihler” olarak adlandıran Batılılar, bu insanları soykırımına uğratıp soylarını soplarını yok ettiler. Kalan kılıç artıklarını da köleleştirdiler. Böylece, tarihin kaydettiği dikkate değer kültür ve medeniyetlerden olan İnka, Maya ve Aztek kültür ve medeniyetlerini yıktılar, tarihin karanlığına ve çöplüğüne gömdüler. Altınlarını, hazinelerini de mülkiyetlerine geçirdiler. Bu şekilde, Kader ve Tarih tarafından, kıyamete kadar sürecek “soy katili” yazısı damgası vuruldu alınlarına.

Bati, Roma İmparatorluğu devrinden beri hegemonya hastasıdır. Dünyaya hakim olmak, kendisinin dışındaki bütün insanları köle yapmak ister. Ona göre bu onun en doğal hakkıdır. O, b e y a z dır. “insanlar” derken kendilerini kasdederler. Avrupa dışındaki kıtalarda yaşayanlar, açıkça söylemeseler de, bir tür hayvan olarak görürler. Onları, sarı, siyah, kızıl gibi, ten renklerine göre isimlendirirler. Onları, köleleri, ülkelerini de, kendi malları mülkleri saymayı en tabii hakları olarak kabul ederler.

Önce, Afrika’ya yöneldiler. Oranın insanlarını hayvan avlar gibi yakalayıp Avrupaya, Amerikaya götürüp köle olarak en zalimane şekilde çalıştırdılar. Sonra Doğu’ya, Çin’e, Hindistan’a, Hindi Çini’ye, Avustralya’ya saldırdılar. Çin’i ve Hindistan’ı işgal, Afrika’yı istilâ ettiler. Birinci Dünya Savaşı’nda da, yeni keşfedilmiş enerji kaynağı petrolü de gözönünde tutan bir hırsla, İslâm ülkelerine, bilhassa Batıya karşı İslâm, suru, kalesi olan Osmanlı Devleti’ne saldırdılar. Ve onu yıktılar. Ve artık bütün dünya ellerine düştü sandılar.

Ama, herkesin bir hesabı var, Allah’ın da bir hesabı var. İlahi Kudretin tecelli aynası olan kaderin ve tarihin hesabi var. Ve bu hesap gelmekte gecikmedi. Hırslarından dünyayı paylaşamadıkları için birbirlerine düştüler ve İkinci Dünya Savaşı patladı. Az kalsın birbirlerini yok edeceklerdi. Bundan yararlanarak bir çok ülke bağımsızlığına kavuştu.

Sonraki elli yıl içinde kendilerini toparlayan Batılılar, bir parça kendilerine gelmeye, rahat nefes almaya çalışan İslâm ülkelerine saldırıya geçtiler. Uzun vadeli planla İslâm Dünyasını paramparça edip, devletleri yıkıp yerine ufak ufak bağımsız yerel yönetimler kurmak, onları köleleştirmek, soykırımına uğratmak, soylarını soplarını yeryüzünden kaldırmak, medeniyetlerini yok etmek, İslâm inancını saptırıp yozlaştırmak, camilerini, şehirlerini yıkmak, su, petrol, tarihi eser ve topraklarını ele geçirmek için topyekûn bir saldırıdır bu. Böylece korkunç bir Haçlı amacıyla tekrar geldiler. Eldeki yazma eserleri yaktılar. Müzeleri yağmaladılar. İnsanlarımızı öldürüp duruyorlar. Terör bahanesiyle, ruhlarında silinmez bir şekilde yerleşmiş bulunan öldürme, yok etme komplekslerini, islâma karşı olan aşağılık komplekslerini tatmin etmek istiyorlar.

Suçlamamız, Batı yönetimleri içindir. Halklar pasiftir. Yönetimler onları kullanır. Batı düşünür, şair, bilgin ve yazarlarından bir kısmının içinde de yönetimlerinin bu zulümlerinden rahatsız olanları vardır. En azından, Batıda, kendi aralarında, “insan hakkı” mücadelesi sürdüren bu kimseleri, dünyayı sömürmek isteyen yöneticilerinden ayırıyoruz. Onları birlikte hareket etmeye elverişli görüyoruz.

İslâm Dünyası uyanmalı, harekete geçmeli. Kendi birliğini kurmalı. Kendi Birleşmiş Milletlerini, kendi Güvenlik Konseyi’ni, kendi Askeri Gücü’nü (Nato benzeri) en kısa zamanda kurmalı.

Kırk yıldır, elli yıldır söylediğimiz gibi, yine söylüyoruz ki, biran geçirmeden, İslâm ülkeleri İSLÂM BİRLİĞİ’ni kurmalı.

İSLÂM BİRLİĞİ’ni kurmalıyız, müslümanlar! Yoksa, esaret, kölelik geliyor. Topraklarımızın yabancıların eline geçmesi, ülkelerimizin işgâli, soy ve soplarımızın, insanlarımızın ve medeniyetimizin yok edilmesi geliyor.

YÜCE DİRİLİŞ PARTİSİ

Genel Başkanı

A. Sezai KARAKOÇ

KURBAN BAYRAMI MESAJI

İstanbul, 28 Mayıs 2026

Millet kurucusu ve ilahi buyruğa teslim oluşun simgesi Hz. İbrahim’in hatırasını çağlar ötesinden bugüne taşıyan Kurban Bayramı hepimize kutlu olsun!

Dileriz, bu Kurban Bayramı birkaç yüzyıldan beri enerjimizi, maddi ve manevi varlıklarımızı, oğullarımızı, kızlarımızı tüketen Doğu ile Batı arasındaki nafile gidiş-gelişlere bir son vererek, İslam Medeniyeti’nin merkezi ve dengeleyici vazifesini tekrar üstlenmesine, böylelikle aydınlarımızın ve peşi sıra sürüklediği halkımızın gerçek kurtuluş kaynağına erişmesine vesile olur.

Duamız, Hz. Hacer’in hayat kaynağı suya kavuşması gibi, milletimizin de kendini diriltecek özsuyuna kavuşmasıdır.

İslam Birliğinin bir zorunluluk olduğunu açık-seçik ortaya koyan onca kanıtı bir an için ihmal etsek bile, tek başına “hac ibadeti” her yıl, en güzel, en somut bir şekilde Büyük Birliğimizi kurma ödevini bize hatırlatmıyor mu?

Kur’anın çağırdığı birlik idealinin artık bir ideal olmanın ötesine geçerek bir hayat-memat meselesi olduğunu halâ anlamıyor muyuz?

Tarihin sûru, bütün gücüyle bunu haykırmıyor mu?

Akşam karanlığı bastırdı, bizi paramparça etmek isteyenlerden kurtulmanın yolunun onlarla anlaşmak olduğuna inanmaya devam mı edeceğiz?

Tarihi realite, antik çağlardan beri Ortadoğu’nun büyük ve birleşik bir yapıda olduğunu bize söylediği halde, Ortadoğu’yu da aşan Büyük İslam Birliğinin boş bir hayal olduğu safsatasını arsızca tekrarlayanları ciddiye mi alacağız?

Asıl hayalcilerin ve milletimizi aldatanların onlar olduğunu ne zaman yüzlerine vuracağız?

“Kâbe, birleşmenin sembolü olarak kara fon içinde mücevherin parladığı gibi parlıyor ve her sene göğsüne topladığı bin bir demetli çiçeklere benzeyen her ırktan ve her dilden Müslümana kendi öz haliyle diyor ki: <İşte burada benim kucağımda birleştiğiniz gibi dünyanın her bucağında da bu birliği gerçekleştirin.>

….

Hepimizi bir araya toplayan hac farzı, Müslümanların bir birlik olmasını gerektiriyor. Yoksa Allah’ın Evine gidip alnını secdeye koyan insanların dışarı çıkar çıkmaz birbirine düşman veya en azından yabancı kesilmeleri ne haccın ruhuyla, ne bizzat genel olarak Müslümanlıkla bağdaşır.”  *

En büyük övüncümüz İslam Milletinin bir üyesi olmaktır.

En büyük sevincimiz İslam Milletine olan bağlılığımızdır.

Milletimizin, Büyük İslam Milletinin Kurban Bayramı kutlu olsun!

YÜCE DİRİLİŞ PARTİSİ

GENEL BAŞKANI 

LÜTFÜ YILMAZ

*Sezai Karakoç, Sûr, Birliğin Sembolü

BAYRAMLAŞMA DUYURUSU

Kurban Bayramının ikinci günü (28.05.2026 Perşembe) Haseki’de bulunan İstanbul İl Başkanlığımızda, Genel Başkanımız Sayın Lütfü Yılmaz’ın katılımıyla saat 17:00 – 19:00 arasında bayramlaşma yapılacaktır.

YÜCE DİRİLİŞ PARTİSİ

PARTİMİZ MENSUPLARINA VE BÜYÜK MİLLETİMİZE

İstanbul, 4 Nisan 2026

Partimiz üyesi ve geçmişte de partimizin çeşitli kademelerinde görev yapmış ve birçok gencin Diriliş Dünya Görüşü ile tanışmasına vesile olmuş olan Ömer Aydın bugün Hakk’ın rahmetine kavuşmuştur.

Cenaze namazı yarın (5 Nisan Pazar) Şehzadebaşı Camii’nde ikindi namazını müteakip kılınacak olup, Ekmekçizade Ahmet Paşa Medresesi Haziresinde toprağa verilecektir.

Allah’tan, kendisine rahmet, âilesine, partimiz mensuplarına, sevenlerine ve milletimize başsağlığı ve sabır diliyoruz.

Bu vesileyle, daha önce âhiret yurduna göç etmiş büyüklerimizi ve arkadaşlarımızı da rahmetle anıyoruz.

YÜCE DİRİLİŞ PARTİSİ

GENEL BAŞKANI

Lütfü Yılmaz

RAMAZAN BAYRAMI KUTLAMASI VE DOLAYISIYLA :

Yeter ki umudumuzu yitirmeyelim; çünkü umutsuz olmak şeytanın ve yeryüzündeki hizmetkârlarının nasibi ve kaderidir, bizim değil…

İstanbul, 21 Mart 2026

İslâm dünyası 1447. Ramazan ayı ve bayramını idrak ediyor Allah’ın lütfu ve keremiyle. Kutlu olsun.

Tarihimiz, Ramazan’ın bereketiyle donanmış sayısız fetih ve zaferle İslâm medeniyetinin açılımlarına şahit oldu. Ve yine bu ayda birçok acı hatıra da kaydetti.

Bir Ramazan ayında Peygamber Efendimiz ve kutlu ashabı, küfürle ilk hesaplaşmanın meydan savaşını Bedir’de kazandı. Mekke bir Ramazan günü fethedildi; Ayn Calut’ta ve Kadisiye’de İslâm orduları istilacı orduları yok etti ve İslâm diyarına esenlik getirdi.

Geçmişimiz bunun misalleriyle dolu. Ancak son iki yüz elli – üç yüz yıldır giderek çoğalan bir sayı ve şiddetle İslâm âleminin birçok beldesinde yaşanan istila, kıyım, katliam, sürgün ve yok etme faaliyetleri; çok farklı model ve bahanelerle görünse de gittikçe artarak medeniyetimizi, belki tarihte hiç olmadığı kadar ağır bir krize sürüklenme tehlikesi ile karşı karşıya bırakmayı hedefliyor.

Son yüzyılda haberleşme ve dokümantasyon tekniklerinin gelişmesi; İslâm medeniyetinin insanı, coğrafyası ve imkânlarının yağmalanmasıyla birlikte, gözden çok bilinçli bir şekilde saklanmaya çalışılan bir büyük kaybımızı da belgeliyor maalesef…

İslâm medeniyetinin ve yaşantısının elle tutulur, gözle görülür en parlak nişanesi olan kadim şehirlerimiz ve tarihi anıt eserlerimiz; iflah olmaz bir hınç, kin ve kıskançlıkla, yok edilmeye ve yağmalanmaya maruz kalıyor hiç şaşmaz bir bilinç ve kararlılıkla.

Son yarım yüzyılda hiç sapmaz bir tesadüfle (!) Ramazan ayında Batılı güçlerin en ağır bombardımanıyla tahrip edilen Kabil, Bağdat, Şam, nihayetinde de Tebriz, Şiraz ve İsfahan’da gerçekleştirilen saldırıların altında, medeniyetimizin ve kimliğimizin yer yüzünde var olduğunu gösterir en aziz miras ve anıtlarını yok etme hedefi vardır şüphesiz.

On dört asırdır üç kıtada birçok açılımını göstermiş olan İslam Medeniyeti, her neşvünema bulduğu coğrafyaya abide eserler, kentler kurmuştur.

1,5 Milyar nüfuslu Hindistan’ın tek büyük tanıtım, turizm envanteri Tac Mahal’dir, Kızıl Kale’dir, Jaipur’dur; kısaca Babür Devleti’nin mirasıdır. İspanya’nın en gözde turizm beldeleri, 700 sene önce kıskançlık ve kinle yok edilip yağmalanan Endülüs Devleti’nden arta kalanlardır. Binbir Gece Masalları’nın Batı kültüründe karşılığı Bağdat’tır, Semerkant’tır…

Bugün İslam coğrafyasında Yemen, Filistin, Suriye, Irak, Libya, Lübnan ve son olarak da İran’da sürdürülen hayasız ve insani sınır tanımaz saldırılarda hedeflenen sadece Müslüman kardeşlerimiz değil; Bağdat’ta, Şam’da, İsfahan’da, Şiraz’da, Tebriz’de, Sana’da canlı yaşayan hafızamızdır, kimliğimizdir, benliğimizdir…

Kıbrıs’taki kardeşlerimize yardım niyeti ile elli küsur yıl önce gerçekleştirdiğimiz müdahale esnasında bile Batılılar bizi Sultanahmet Camii’ni bombalamakla tehdit etmişlerdi, içlerindeki hasedi ifşa edercesine.

Kültürel olarak, özellikle çocuklar ve genç nesillerde hedeflenen yıkımın yanı sıra İslam ülkelerindeki sosyal doku, altyapı ve zengin doğal kaynaklara yönelik saldırı ve gasp faaliyetlerinin; Haçlı Seferleri esnasında -görünüşte dinî ama gerçekte İslam beldelerinin zenginliğine el koyma amaçlı- sergilenen yağmadan hiçbir farkı yoktur.

Bütün bu olumsuz tablo ve şartlara rağmen; İslâm dışında hiçbir düşünce ve inanç sisteminin insanlığa teklif edilebileceği bir medeniyet tasavvuru yoktur. Batı ve Doğu toplumlarının varisi olduklarını iddia ettikleri Mısır, Yunan, Roma vb. medeniyetleri, antik ve arkaik olma kaderini yaşamak durumundadırlar.

İnsanlık için İslâm dışında hiçbir yeni atılım, diriliş potansiyeline sahip bir düşünce veya inanç oluşumu yoktur. Çünkü sadece İslâm -dolayısıyla Müslümanlar- hakikatin sancaktarlığını yapma imtiyazına sahiptir. Şartlar oluştuğunda dirilişini gerçekleştirip insanoğlunun varoluş macerasına; aynı değişmez özü taşıyan -nüzulünden beri hiç değişmeyen, korunan Kur’an-ı Kerim’in rehberliğiyle- yepyeni medeniyet sayfaları ekleyecektir Allah’ın inayetiyle.

Toplum ve bireysel hayatımıza; özellikle medya ve sanal gerçeklik illüzyonları yoluyla durmaksızın, adeta enjekte edilen kötümserlik ve umutsuzluk toksinleri bizi yıldırmasın!

İslâm beldelerinde, hiç kesintiye uğramaksızın, günde beş kez hakikatin çağrısı tekrarlandıkça, her Ramazan ayında dünyanın rengi belli belirsiz kirden pastan arındıkça, her bayram içimiz buruk da olsa bayramlarımız en aziz ve kadim bir misafir gibi kapımızı çalacaktır. Yeter ki umudumuzu yitirmeyelim; çünkü umutsuz olmak şeytanın ve yeryüzündeki hizmetkârlarının nasibi ve kaderidir, bizim değil…

Umudumuzu yeşertmenin ve canlı tutmanın, özümüzden gayrı, birinci dış şartı bir olmaktır, birlikte olmaktır, birlikte dirilişte olmaktır.

Bayramımızın İslâm aleminde; büyüğümüz Sezai Karakoç’un bütün bir ömrü boyunca hiç vazgeçmeden hatırlatıp hedef koyduğu, Müslümanların ülkesi, vatanı, milleti ve devleti ile birlik olmasına vesile olmasını Allah’tan niyaz ederiz. 

YÜCE DİRİLİŞ PARTİSİ

GENEL BAŞKANI 

LÜTFÜ YILMAZ

BAYRAMLAŞMA DUYURUSU

İstanbul, 19 Mart 2026

Ramazan Bayramının ikinci günü (21.03.2026 Cumartesi) Haseki’de bulunan İstanbul İl Başkanlığımızda, Genel Başkanımız Sayın Lütfü Yılmaz’ın katılımıyla saat 17:30 – 19:30 arasında bayramlaşma yapılacaktır.

YÜCE DİRİLİŞ PARTİSİ

BATININ DEĞİŞMEYEN AMACI TÜM İSLÂM ÜLKESİNİ İSTİLA VE İŞGAL ETMEKTİR

İstanbul, 5 Mart 2026

 İran’a yapılan saldırı sadece bu ülkeye yönelik değil, esasta İslam’a karşı bir saldırıdır.  Ve bu saldırı, her zaman olduğu gibi, yalnız Batı’nın değil, Kuzey ve Doğu’nundur da.

Bu saldırının anlamı şudur: Batı (Amerika ve Avrupa), nükleer silâh sahibi olabilir, Rusya olabilir, Çin ve Hindistan olabilir, fakat herhangi bir İslâm ülkesi nükleer silâh sahibi olamaz.

Oysa, İnsanlık için büyük tehlike, Batı, Doğu ve Kuzey’dedir. Merkezde olan İslâm, Dünya Barışı için insanlığın tek garantisi, tek şansıdır. İslâm Dünyası uyanıp, bir an önce bir araya gelip, ABD, AB, Rusya ve Çin gibi büyük bir devlet veya Birlik kurmazlar ve nükleer silâh üretecek bir güce erişmezlerse, yakın bir zamanda, Doğu ile Batı arasında çıkacak büyük ve Topyekûn Savaş yüzünden İnsanlık, yok olma, Medeniyet de, taş devrine geri dönme durumuna düşecektir.

Kendilerinde, insanlığı yok edecek korkunç silahların sahibi olmaya hak görenler, sırf caydırıcı amaçla bu silâha sahip olmak isteme hakkını müslümanların ellerinden alamazlar. Hiçbir güç, müslümanlara, ikinci sınıf insan muamelesi yapamaz.

“Bölgemizde nükleer silâh istemiyoruz” diyen hayalperestler daldıkları hülyadan uyanıp, gerçekleri görsünler: bölgemizi ve hatta her tarafımızı, Batılılar, çevremizi de Doğulular ve Kuzeyliler nükleer silâhla doldurmuş ve donatmışlardır.

Batının amacı  İslam dünyasına yönelik nihai işgali yapmak ve son darbeyi vurmaktır. Öyle bir işgal ki, bir daha İslam’ın dirilişi vaki olmasın, İslam haritadan silinsin. Tehdit hatta tehditten de öte içinde yaşadığımız gerçek budur.

Bugünün dünyasında büyük Osmanlı Devleti sonrası ortaya çıkan irili ufaklı devletçiklerin büyük devletler karşısında  bir başına ayakta duracağını düşünmek ütopyadır. İslam ülkelerinin Batı’ya, Çin’e ya da Rusya’ya dayanarak onlarla sözde iyi ilişkiler kurarak, tavizler vererek  varlıklarını sürdürmesi   mümkün değildir.

Müslümanların geçmişteki gibi ayrılmalarının ve birbirleri ile kavgalarının mazeretleri yoktur. İslam Âlemi’nin yeniden işgalinden tümüyle bütün Müslümanlar sorumludur. İslam Âlemi ya topyekûn birleşecek ya da topyekûn esarete düşecektir.

Rahmetli Genel Başkanımız Üstad Sezai Karakoç’un Ramazan münasebeti ile 15 Mayıs 2021 de yayınladığı basın bildirisinde ifade ettiği somut öneriler bugün de geçerliliğini korumaktadır:

  • “Müslümanlar uyanmalı, ortak değerlerde buluşmalı, Osmanlı Devleti’nin yıkılışından sonra yeri boş kalan Büyük İslâm Devleti’ni kurmalıdır.
  • Bu mümkün olmazsa, İslâm Devletleri Birliği’ni kurup etkili bir şekilde karşı koymalıdır.
  • İslâm İşbirliği Teşkilatı’nı BM’nin karşısında İslâm Milleti’nin kalesi yapmak lâzımdır.
  • ECO gibi geçmişi olan bir kuruluşun da BM Güvenlik Konseyi’nin karşısında İslâm’ın gücünü ve yaptırım kudretini temsil etmesi gerekir.
  • ECO’da Türkiye, İran, Pâkistan gibi önemli islâm devletleri yanında türkî cumhuriyetler vardır, arap kesimi zayıftır. Mısır ve Suudi Arabistan’ı da ECO’ya katabilmek mümkün olsa İslâm Güvenlik Kuruluşu gerçekleşir.
  • Bunu daha önceleri 5 İslâm devletinin Merkezî İslâm Federasyonu’nu kurması, arkasından da Endonezya, Malezya, Bengaldeş gibi devletlerle Doğu İslâm Federasyonu’nu, Fas, Cezayir, Nijerya, Tunus gibi afrika İslâm ülkeleri ve Arnavutluk, Bosna, Kosova gibi balkan ülkeleri ile Batı İslâm Federasyonu ve tümüyle de İslâm Konfederasyonu kurulmasını çok kez yazdık.
  • Şimdi federasyon yerine birlik kurulması önceliklidir. Tek kurtuluş yolu budur.
  • En gerekli, en güncel, en hayatî olan budur. Bunun dışındakiler ikinci plandadır. Bir aylık orucun lisan-ı hâl ile söylediği sanırım budur.”

Son olarak 170 kız çocuğumuz başta olmak üzere saldırılarda  hayatını kaybedenlere  Allah’tan rahmet, dost ve kardeş İran halkına sabırlar diliyoruz.

YÜCE DİRİLİŞ PARTİSİ

GENEL BAŞKANI

LÜTFÜ YILMAZ