İstanbul, 5 Mart 2026
İran’a yapılan saldırı sadece bu ülkeye yönelik değil, esasta İslam’a karşı bir saldırıdır. Ve bu saldırı, her zaman olduğu gibi, yalnız Batı’nın değil, Kuzey ve Doğu’nundur da.
Bu saldırının anlamı şudur: Batı (Amerika ve Avrupa), nükleer silâh sahibi olabilir, Rusya olabilir, Çin ve Hindistan olabilir, fakat herhangi bir İslâm ülkesi nükleer silâh sahibi olamaz.
Oysa, İnsanlık için büyük tehlike, Batı, Doğu ve Kuzey’dedir. Merkezde olan İslâm, Dünya Barışı için insanlığın tek garantisi, tek şansıdır. İslâm Dünyası uyanıp, bir an önce bir araya gelip, ABD, AB, Rusya ve Çin gibi büyük bir devlet veya Birlik kurmazlar ve nükleer silâh üretecek bir güce erişmezlerse, yakın bir zamanda, Doğu ile Batı arasında çıkacak büyük ve Topyekûn Savaş yüzünden İnsanlık, yok olma, Medeniyet de, taş devrine geri dönme durumuna düşecektir.
Kendilerinde, insanlığı yok edecek korkunç silahların sahibi olmaya hak görenler, sırf caydırıcı amaçla bu silâha sahip olmak isteme hakkını müslümanların ellerinden alamazlar. Hiçbir güç, müslümanlara, ikinci sınıf insan muamelesi yapamaz.
“Bölgemizde nükleer silâh istemiyoruz” diyen hayalperestler daldıkları hülyadan uyanıp, gerçekleri görsünler: bölgemizi ve hatta her tarafımızı, Batılılar, çevremizi de Doğulular ve Kuzeyliler nükleer silâhla doldurmuş ve donatmışlardır.
Batının amacı İslam dünyasına yönelik nihai işgali yapmak ve son darbeyi vurmaktır. Öyle bir işgal ki, bir daha İslam’ın dirilişi vaki olmasın, İslam haritadan silinsin. Tehdit hatta tehditten de öte içinde yaşadığımız gerçek budur.
Bugünün dünyasında büyük Osmanlı Devleti sonrası ortaya çıkan irili ufaklı devletçiklerin büyük devletler karşısında bir başına ayakta duracağını düşünmek ütopyadır. İslam ülkelerinin Batı’ya, Çin’e ya da Rusya’ya dayanarak onlarla sözde iyi ilişkiler kurarak, tavizler vererek varlıklarını sürdürmesi mümkün değildir.
Müslümanların geçmişteki gibi ayrılmalarının ve birbirleri ile kavgalarının mazeretleri yoktur. İslam Âlemi’nin yeniden işgalinden tümüyle bütün Müslümanlar sorumludur. İslam Âlemi ya topyekûn birleşecek ya da topyekûn esarete düşecektir.
Rahmetli Genel Başkanımız Üstad Sezai Karakoç’un Ramazan münasebeti ile 15 Mayıs 2021 de yayınladığı basın bildirisinde ifade ettiği somut öneriler bugün de geçerliliğini korumaktadır:
- “Müslümanlar uyanmalı, ortak değerlerde buluşmalı, Osmanlı Devleti’nin yıkılışından sonra yeri boş kalan Büyük İslâm Devleti’ni kurmalıdır.
- Bu mümkün olmazsa, İslâm Devletleri Birliği’ni kurup etkili bir şekilde karşı koymalıdır.
- İslâm İşbirliği Teşkilatı’nı BM’nin karşısında İslâm Milleti’nin kalesi yapmak lâzımdır.
- ECO gibi geçmişi olan bir kuruluşun da BM Güvenlik Konseyi’nin karşısında İslâm’ın gücünü ve yaptırım kudretini temsil etmesi gerekir.
- ECO’da Türkiye, İran, Pâkistan gibi önemli islâm devletleri yanında türkî cumhuriyetler vardır, arap kesimi zayıftır. Mısır ve Suudi Arabistan’ı da ECO’ya katabilmek mümkün olsa İslâm Güvenlik Kuruluşu gerçekleşir.
- Bunu daha önceleri 5 İslâm devletinin Merkezî İslâm Federasyonu’nu kurması, arkasından da Endonezya, Malezya, Bengaldeş gibi devletlerle Doğu İslâm Federasyonu’nu, Fas, Cezayir, Nijerya, Tunus gibi afrika İslâm ülkeleri ve Arnavutluk, Bosna, Kosova gibi balkan ülkeleri ile Batı İslâm Federasyonu ve tümüyle de İslâm Konfederasyonu kurulmasını çok kez yazdık.
- Şimdi federasyon yerine birlik kurulması önceliklidir. Tek kurtuluş yolu budur.
- En gerekli, en güncel, en hayatî olan budur. Bunun dışındakiler ikinci plandadır. Bir aylık orucun lisan-ı hâl ile söylediği sanırım budur.”
Son olarak 170 kız çocuğumuz başta olmak üzere saldırılarda hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, dost ve kardeş İran halkına sabırlar diliyoruz.
YÜCE DİRİLİŞ PARTİSİ
GENEL BAŞKANI
LÜTFÜ YILMAZ
