Gün ve Düşünce

      İstanbul, 11 Ocak 2008

      Parti merkezlerinde yaptığımız konuşmalar, günün akan olay ve hareketlerinin oluşturduğu günden açısından düşüncelerimizin belirlenmesine ve bu düşünceler ışığında gelişen önerilerimize kaynak oluşturmaktadır.

      ANKARA VE BAŞKENTLİK MİSYONU

      26 Aralık 2007 Çarşamba günü, Ankara’da, parti genel merkezinde yapılan konuşmanın konusu, Ankara’nın başkent olmasından bu yana izlediği politika idi. Başlangıçta mazlum milletlerin önderi olarak kendi kurtuluş savaşını gerçekleştirmiş olan devlet, giderek, Batı’nın karşısında önce nötr ve pasif, daha sonra da tabi ve teslimiyet ruhu içinde olmuş, sönük ve silik duruma gelmiştir. Başkentlerin misyonu vardır. Bunu yerine getirmekten kaçınan başkentler gün gelir, başkentlik hakkını elinden kaptırır. Hak zaten İstanbul’undur diye düşünüyorsak, Ankara gibi Hacı Bayram şehrini değerlendirmeyen bir yönetim İstanbul’a nasıl talip ve layık olacak diye iki kere düşünmeliyiz. Devletin seçeneği ya teslim olmak, ya savaşmak, yani iki tane değildir. Doğruyu söylemek, haklıyı korumaktan vazgeçmemek, zalimden, istilacıdan yana olmamak seçeneğini unutmamak gerekir.

      BATI, DOĞU VE İSLAM AÇISINDAN HEGEMONYA

      29 Aralık cumartesi günü, partimizin İstanbul il merkezinde yapılan konuşma, tarih boyunca, büyük devletlerin hegemonya kurma istekleri üzerine düşüncelerimizi sergiledi. Batının hegemonya kurma isteği, istila, işgal ve ülkelerin servetlerine el koyma amacıyla, tahakküm, zor ve güçle girişilen ve yürütülen, kıyım, soykırım gibi trajediler doğuran hareketlerdir. Roma, Mısır ve diğer ülkelerin üzerinde kurduğu hegemonya, kan ve gözyaşı üzerine kurulmuştur. Çarlık Rusyası, İngiliz İmparatorluğu, Fransız sömürgeciliği hep milletleri ezmek esasına dayanır. İngiliz imparatorlığunun adeta varisi olarak yerini almak isteyen Amerikan hegemonyasının başka türlü olmasını gösteren bir emare olmadığı gibi, tam tersine, belki tarihte az rastlanır bir şekilde insan soyunu kırma ve tüketme tavrı bugün, maalesef daha somut, daha kabarıktır. Eskilerin medeniyet ve refah götürme iddiası ne kadar yalan ve asılsızsa, yenilerin özgürlük ve demokrasi, insan hakları götürme iddiaları da o kadar, hatta daha fazla asıl ve esastan, temel ve samimilikten uzaktır. Abbasiler, Osmanlılar gibi büyük İslam devletinin hegemonyasında sulh, sükûn ve adalet içinde özgürce yaşayan milletlerin misali ise bugün hayal bile edilemez.

      İMPARATORLUK HEGEMONYALARININ HEDEF TAHTASI: PAKİSTAN

      5 Ocak 2008’de partimizin Haseki’deki İstanbul İl Merkezinde yapılan konuşmada, güncel konu, kardeş ülke Pakistan’a yönelik Batı karıştırıcılığıydı.

      İslam ülkelerini yakmaya başlayan ateş, hedef gösterilen İran’dan önce, öyle anlaşılıyor ki, Pakistan’a sıçratılmaya çalışılıyor. Seçimler bahanesiyle ortam gerginleştirildi, daha sonra da suikastlar, ölümler, patlak veren olaylar, ister istemez dikkatlerimizi doğuya, oraya çevirdi. Bağımsızlığını kazandığı 1947’den bu yana, ikide bir darbeler, siyasi karışıklıklar, bölünme ve savaşla yüz yüze gelen ve bir türlü huzur ve istikrara kavuşmayan kardeş ülke, anlaşılan bu kez, çok daha ciddi tehlikelerle karşı karşıya; bölünme, iç savaş, kaos. Kargaşa ortamı sürgit olsun isteniyor görüldüğü kadarıyla. İngiltere imparatorluğunun boyunduruğundan kurtulduktan sonra, bir türlü sağlam, yerine oturmuş bir yönetim kuramayan ülke, bu kez, doğrudan doğruya dış müdahalelerin tehdidi altında.

      İlk bakışta, nükleer silah yapmış bir İslam ülkesi olması onu Batı’nın nazarında suçlu hale getrmiş! Batılılara göre Müslüman’ın buna hakkı yoktur! Bu batılının hakkıdır! Kuralı, ezberi bozan bir ülke olarak Pakistan onlara göre cezayı hak etmiştir.

      Aslında, olup bitenler, daha derin sebeplere dayanır, Pakistan’ın bu hep kaynayan bir kazan durumunda oluşunun altında, kendi içyapısından kaynaklanan zaaflardan ziyade, doğduğu yıldan başlayarak dış konumu, birinci derecede etkilidir. Hindistan’ı hesaba kamadan Pakistan’da cereyan eden vakaları anlamlandırmak mümkün değildir. Hindistan Pakistan’ın başına asılmış demoklesin kılıcıdır.

      Pakistan’ı, nükleer silah yapmış olması, İSLAM BİRLİĞİ’ni kurabilecek en önemli İslam ülkesi olması, Batı’nın hedef tahtası haline getirdi. Hindistan’ın uyguladığı politika, onu batının önünde Pakistan’a göre daha imtiyazlı hale getirdi. Şanghay İşbirliği Örgütü’ne gözlemci üye olan Hindistan böylece batıya gözdağı vermiş oldu. Çin ve Hindistan’ın birleşmesi korkulu rüyası, Amerika’yı Pakistan’ı bu uğurda harcama, feda etme durumuna getirdi. Hindistan’ın bu politikası, Pakistan’ı parçalama politikasında batıyla birlikte hareket etme inisiyatifi kazandırdı. İslam dünyasının, Pakistan’ın bu kritik döneminde onun yanında olması, Batı politikalarına alet olmaması, büyük önem taşımaktadır.

      PARTİ DÜŞÜNCESİNDEN PARTİMİZE

      12 ocak 2008, İstanbul il merkezimizde yapılacak konuşmada, genel olarak parti, parti kurma ve özel olarak ta partimizin kuruluşu, amacı ve teşkilatlanıp gelişmesi ele alınacaktır. Türkiye’de mevcut partiler, genellikle düşünce ve program açısından dışa bağımlı, vaatleri açısından da fazlaca içe dönüktür. Oysa, devletlerin bundan böyle yaşamaları, içten çok, dış şartlara bağlı olduğundan, o arenada bir şeyler yapmak gerekiyor, global düşünmek gerekiyor, ama bunun anlamı, global güçlerin oyuncağı olmak değil, devletlerin kendileri gibi olan devletlerle işbirliği yaparak global yeni bir güç oluşturmalarıdır.

      Böyle bir güç oluşturma, geleneğimizde, dolayısıyla şuuraltımızda bir amaç, bir ideal, bir model olarak mevcuttur. İSLAM BİRLİĞİ, primus inter pares – eşitler arasında birinci sözünde olduğu gibi, az çok bir büyüklüğü olan İslam devletlerinin birbiriyle yarışıyla gerçekleşecektir. Bu ideali taşımayan partiler, ülkelerini güvenli bir geleceğe kavuşturamazlar. Batı’dan ya da Doğu’dan medet umanlar, tarihin acımasız harbeleri altında ülkelerinin hüsranla çöktüğünü görme talihsizliği içinde kaybolup gidecektir.

      Ne mutlu, milletlerini güvenli bir geleceğe kavuşturmak için ileri görüşlülükle kardeş ülkeleri bir araya getirip Batıya da Doğuya da haddini bildirecek yeni, büyük, güçlü bir devlet doğurmak için elinden geleni yapanlara!

YÜCE DİRİLİŞ PARTİSİ

Genel Başkanı

A. Sezai KARAKOÇ