Sezai Karakoç’un 1994 tarihli Mektubu

     İstanbul, 8 Ağustos 1994

      Çok kritik olduğuna inandığım bir dönemde ülkemizin acil ve somut çözüm bekleyen üç güncel sorunu için, düşünce ve önerilerimi, en öz bir şekilde bildirmek amacıyla size bu mektubu gönderiyorum. En azından, dikkatlerin bu üç noktada odaklaşmasında, iç ve dış siyasi tıkanma ve kilitlenme izlenim ve görüntüsünün ortadan kalkmasında kendi çapımda bir katkım olursa sevinirim:

      1) Bu üç sorundan biri, iç siyasetle ilgilidir. Bilindiği gibi Anayasa’nın bazı maddelerinde değişiklik yapılması istenmiş ve birkaç kez bu konuda girişimde bulunulmuşsa da bir sonuç alınamamıştır. Anayasa değişikliği yapılamadığı için, siyasi partiler kanununda, seçim kanununda ve diğer bir yasada arzulanan değişiklikler yapılamamaktadır. Anayasa’da değişiklik yapılamamasının sebebi ise, bu değişikliğin yapılabilmesi için öngörülen çoğunluk oranlarının 3/5, cumhurbaşkanının geri göndermesi halinde 2/3 gibi yüksek oranlar olmasıdır. Yani bugün için 270 veya 300 milletvekilinin değişiklik için olumlu oy vermesinin gerekmesidir. Oysa, bu çoğunluğun bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonrada sağlanması, sanırım mümkün olmayacaktır. Böylece, Anayasa ve diğer birçok kanun, değişme bakımından kilitlenip kalacaktır. Bu da, esasen yüksek olan ülke iç siyaset tansiyonunu daha da yükselterek bunalıma sebep oluşturacaktır.

      Bize göre, uygulanamayan bir kural, kural olma özelliğini yitirmiştir. Bu yüzden, Anayasa değişikliği kuralı da, bizce artık geçerliliğini koruyamamaktadır. Anayasa değişikliği için yeni bir kural, daha doğrusu yeni bir çoğunluk oranının tesbiti bir zaruret haline gelmiştir. 5/9 oranını kabulün, çok partili sistemimiz ve TBMM’nin yapısı göz önünde tutulursa, uygun olacağı kanaatindeyim. Bu oran, bugün için 250 milletvekiline tekabül eder ki, diğer yasalar için olan orandan yine yüksektir. Bu oran kabul edilirse, yeni bir Anayasa yapmak mümkün olur düşüncesindeyim. Daha sonra, bu yeni Anayasa’da da değişiklikler yapılabilir. Böylece değişmek için Anayasa değişikliğini bekleyen kanunların da önü açılmış olur.

      İktidar ve muhalefet partileri, Anayasa değişikliği için sonuçsuz ve usanç verici çatışmalar ve çırpınmalar içinde olacaklarına, Anayasa değişikliği kuralını değiştirmede ve yumuşatmada anlaşsalar ve birleşseler, bu, ülkenin daha yararına olacaktır, şüphe etmiyorum.

      2) Bu üç sorundan ikincisi, dış siyasetle ilgilidir. Bu sorun, Kıbrıs sorunudur. Kıbrıs için, muhtemelen yakında, Birleşmiş Milletler şemsiyesi altında, kabul etmemiz mümkün olmayan isteklerde bulunulacaktır. Buna karşılık, bazı siyasetçilerin ileri sürdüğü “Hatay Modeli” yani Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini Türkiye’ye bağlamamız çözümü, son derece riskli görünmektedir. İşin başlangıcında belki olabilirdi bu. Ama şimdi çok geç kalındı. Hatay’ın Anavatan’a katılması şartları bugün Kıbrıs için mevcut görünmemektedir. Hatta Yunanistanla gizlice anlaşarak karşılıklı böyle bir emr-i vaki yapılırsa dahi bunu uygulama sorun çıkaracaktır. Bugün artık müdahaleci bir dış politika sistemi içine girmişlerdir süper güçler. Kıbrıs sorununu sadece Yunanlılarla bizim aramızdaki bir sorun gibi görmemiz, bugünün milletlerarası politikalarından bihaber olduğumuz anlamına gelir. Bizi Kıbrıs konusunda sıkıştıranlar, bunu sırf Yunanistanı sevdikleri için yapmıyorlar, aynı zamanda kendi çıkarları ve daha çok beklentileri için yapıyorlar. Bu sorunu mutlaka milletlerarası arenada halledebileceğimizi bilmemizde yarar vardır.

      Bu durumda, bizim artık daha fazla gecikmeden yapmamız gereken, bir “Doğu Akdeniz Ülkeleri Konferansı”nın toplanmasını, böylece, sorunun çözümüne Kıbrıs’a komşu ülkelerin katkıda bulunmasını sağlamaktır. Bu konferansa başta Türkiye olmak üzere, Yunanistan, Mısır, Suriye, Lübnan, Libya, Tunus vb. tüm Doğu Akdeniz ülkeleri katılmalıdır. Kıbrıs’ın tüm Doğu Akdeniz Ülkelerini ilgilendirecek özellikte ve önemde bir ada olduğu hususu asla akıldan çıkarılmaması gereken bir gerçektir. Kıbrıs’ın statüsünün değişmesi, tüm Doğu Akdeniz statüsünün değişmesi demektir. Bu bakımdan bütün Doğu Akdeniz Ülkelerinin Kıbrıs sorununun çözümünde söz sahibi olmaları doğaldır. Zamanlama bakımından da uygun bir mevsim olduğu söylenebilir. Çünkü ABD, Ortadoğu Yeni Düzeni için Çalışmalar yaptığı bu dönemde Mısır ve Suriye’nin böyle bir konferansa katılımına engel olmayı göze alamaz.

      Böyle bir konferansın düzenlenmesinin, bu konudaki ABD ve AT politikasını yumuşatmaya neden olması umulur. Çünkü ancak böylelikle Birleşmiş Milletler (Gali) öneri paketine alternatif, yeni bir paket ortaya konabilecektir. Böyle bir girişim, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti politikasına da yeni bir manevra alanı ve daha geniş bir ufuk açmış, gittikçe daralan çember ve kıskaçtan kurtulmasına da yardımcı olmuş olacaktır.

      Bu konferans mümkün olmaz veya başarısızlıkla sonuçlanırsa, ancak o zaman başka çareler düşünülür. 12 Ada konusunun hariciyemizce yeniden ve derinden incelenmesi, Kıbrıs’taki soydaşların tümünün aynı zamanda türk vatandaşlığına alınması vb. gibi araçlar.

      3) Askeri operasyon başarıları bizce, Güneydoğu sorununun sosyo-kültürel ve sosyo-ekonomik boyutlarına bir cevap ve çözüm getirmeyi gündemden kaldırmıyor. Hâtta, tam tersine asıl şimdi böyle bir program gündeme gelmeli, tartışılmalı ve kısa sürede yürürlüğe konmalıdır. Hem o şekilde köklü bir çözüm getirilmelidir ki, sorun bir daha ortaya çıkmasın, toprağa ve tarihe gömülüp gitsin.

      Böyle bir köklü çözüm modelini, sistem ve prensipleri içinde bulunan derli toplu bir projeyi oluşturacak Anayasal bir kuruma ihtiyaç vardır ve tabiidir ki, bu kurumda üst düzey bir kurulla ayakta duracaktır. Bu kurum sadece Güneydoğu sorunu için değil, bundan böyle çıkabilecek bu tür sorunların tümünü kapsayacak incelemeleri yapmak ve çözümleri üretmek üzere kurulmalıdır. Konunun uzmanlarından, bilim adamlarından, tecrübeli (emekli olmuş veya fiilen çalışmakta olan) sivil veya asker bürokratlardan, siyasi parti ve medya mensuplarından geniş çapta yararlanmalıdır. Ülkemizin etnik, kültürel, sosyolojik ve antropolojik sorunlarını, tarihin derinliklerinden gelip güç ve zaafımızı oluşturan hareketleri sürekli olarak inceleme ve değerlendirme görevini üstlenmelidir Kurum. Kurumun üst düzey kurulu, hükümete gerektiğinde tavsiyelerde ve uyarılarda bulunmalı, kamuoyunu açıklamalarıyla aydınlatmalı, olumsuz iç ve dış propagandalara karşı önlemler önermelidir. Bilimin ışığında izlenecek yol, göz önünde tutulacak ölçüler, toplum gidişinin vazgeçilmez nirengi noktaları konusunda birinci derecede başvurulacak fikir merkezi ve kaynağı olmalıdır bu kurum ve kurul. Bir örnek vermek gerekirse, etnik grupların kendilerini birbirinin yerine koyarak diğerlerinden istekte bulunmaları önerisi işlenerek bir sistem haline getirilebilir. Bir nevi, atasözümüzdeki, iğneyi kendine, çuvaldızı başkasına batırma bilgeliğinin pratiği yakalanabilir. Diyelim, bugün, Güneydoğu sorununun çözümü için, biz türk kökenliler, kendimizi kürt kökenli kardeşlerimizin yerine korsak, kürt kökenli kardeşlerimiz de kendilerini biz türk kökenli kardeşlerinin yerine korlarsa, karşılıklı fedakârlıklar artar, buna karşılık istekler azalır. Böylece yasal olmayan yollar, örgütler, terör ve dış destekleri devre dışı kalır.

      İnancım gereği, felsefem, esasta “öz” felsefesidir. Yani, ülkemizin geleceği için köklü öz atılımlarından yanayım. Tarih ve medeniyet, insani davranış yapımıza uygun bilinçli değişimlerden, dirilişten yana. Yukarıda 3 maddede özetlediğim öneriler ise bir parça biçimsel öneriler olarak görülebilir. Bana göre, toplum olarak kendimize güveni tazelemek için atılması gerekli ön adımlardır bunlar. Bunlarla moralimiz yükselirse, sıra özle ilgili adımlara gelir inancındayım.

      Tüm doğruluklar, iyilikler ve güzellikler, ülkemiz ve milletimiz için olsun.

      Saygıyla.

DİRİLİŞ PARTİSİ

Genel Başkanı

Sezai KARAKOÇ

Not: Bu mektup, Sayın Cumhurbaşkanı, T.B.M.M. Başkanı, Başbakan, Başbakan Yardımcısı, Dışişleri Bakanı, T.B.M.M. Dışişleri Komisyonu Başkanı, Siyasi Parti Genel Başkanları, bilim adamları, yazarlar, gazete ve TV yöneticilerine gönderilmiştir.